Bu çocukların yaptığı bir hatadır ya, ölecekleri güne dek kimi yetişkinler de aynı hataya düşer, adeta tüm ömürleri boyunca onun işlevini fark etmeyi başaramamış ya da tamamen tecrübeden yoksunmuş gibi. Şimdiki zamanın sonsuza dek süreceğine inanma hatası bu, her bir verili anda mevcut olan şeyin katılığına inanma hatası, halbuki pek az zamanımızın kaldığını ve hiçbir şeyin katı olmadığını bilmemiz gerekir. Omuzlarımızda bir hayli değişim ve bir hayli yön değişikliği taşırız, sadece yazgının eseri olanları değil, kaynağını kendi ruh hâlimizden alanları da. Bir gün bize büyük ciddiyetle görünen şeye bir sonraki gün tarafsız bakabildiğimizi, onun bizim için bir veriden, salt bir gerçeklikten ibaret olduğunu keşfederiz. Onsuz var olamayacağımız, uyku tutmadığımız, varlığımızın bir anlam ifade etmediği, gün be gün kelimelerine, varlığına bağlı olduğumuz kişi, bir an gelir düşüncelerimizde bile yer tutmaz hâle gelir ve yer tutacak olursa bile bir müddet sonra omuz silkmesinden ibaret olur ve bu düşünce aklımıza geldiğinde varıp varacağı nokta en fazla bir saniyeliğine, herhangi bir endişe ya da merak kırıntısı dahi olmadan öylesine ‘ne oldu ona acaba’ sorusudur. Vakti zamanında, bizi aramasını ya da buluşmayı iple çektiğimiz ilk sevgilimizin yazgısı bizim ne denli umurumuzdadır ki bugün? Görüşmeyeli henüz bir yıl olan sonuncu sevgilimizinki sanki umurumuzdadır da. Okuldan ya da üniversiteden arkadaşlarımız veyahut sonrakiler umurumuzda mı, istediği kadar hayatlarımızdan uzun, hiç bitmeyecekmiş gibi gelen zaman dilimleri vaktiyle onların etrafında cereyan etmiş olsun. Kopanlar, gidenler, sırt çevirip uzaklaşanlar, bizim bırakıp görünmez kıldıklarımız, ancak hasbelkader adları kulağımıza çalındığında anımsadığımız ve salt bir isimden ibaret olanlar, ölüp bizi terk edenler