Selim Üstüner

Selim Üstüner
@SelimUstuner
Z <3 11.06.2026 Mâzi tarlasının hâsılâtının, mürûr-i zaman süzgecinde un ufak olup nisyân derelerinde inhilâle maruz kalmaktan, ehemmiyeti ve müessiriyeti sebebiyle kurtulması kanaatimce icab etmiş olan kısmıdır yazdıklarım.
sevdiği kadına hemen bir el uzanışıyla kavuşan insanla ona her uzanışında yere çarpılan, düşen, bataklıklara saplanan, sonra yine ölümden dirilmişcesine doğrulan, didine didine sevgilisine doğru giden, onu erişilmez bir yücelikte parlak bulan ve ona tekrar yaklaştığında Zatüssuver Kalesine yaklaşmışcasına büyülü burçların açılarak zehirli oklar yağdırdığını gören ve yine bitmez tükenmez Çin ülkelerine düşen, yine savaşa savaşa, ölüm ve korku devlerini kıra kıra, peri kördüğümlerini çöze çöze yeniden sevgi hedefine doğru yönelen insandan hangisi daha çok hayatın kabuğunda veya incisindedir?
Sayfa 11
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şeytan içerden mi gelmişti, dışardan mı? Bence daha önemlisi dışardan gelen şeytanın çağrısını dinleyen bir kulağın hemen içeride hazır oluşuydu.
Sayfa 8
Ucuz popülizmin, toplumsal saygınlıkları olmayan hoca takımına, geniş halk kitleleri nezdinde şöhret ve itibar kazandırması, onları, neticesi ancak uzun yıllar sonra alınabilecek köklü projelerden alıkoymakta, dolayısıyla bu insanlar, klasik kıssacıların yaptıklarını hatırlatır bir biçimde televizyon ekranlarında halka modern hurafeler anlatmayi daha tercih edilir (kârlı) bir iş olarak görmektedirler.
Sayfa 209
Bütün maziyi ihmal etmek suretiyle aydınlık bir geleceğe yürümeyi istihdaf edenler, eldeki Türkçe çevirilere bakıp bu çevirilerde yığınla hata görünce, hangi çeviriyi tercih edeceklerini bilemez hale gelmişler, bir ayetin çevirisi, diğerinde tam aksi ile yer almış, mesela bir çeviride Babil’deki Harut ve Marut adlı meleklere ‘sihir indirildiğini’ okuyanlar, bir başka çeviride, bu meleklere ‘sihir indirilmediği’ şeklindeki bir cümleyle karşılaşmışlar, bir çeviride Hazreti Yusuf’un sözü olarak okudukları bir cümleyi, başka bir çeviride Aziz’in karısının sözü olarak okumuşlar, bir çeviride “elbiseni yıka” şeklindeki bir emrin, başka bir çeviride nasıl olup da “nefsini arındır” manasına dönüştüğünü anlayamamışlar, bir çeviride “ilimde rasih olanların müteşabihatı bilemeyecekleri” söylenirken, başka bir çeviride “bileceklerinden” söz edilmesine bir mana verememişler, kısaca bu ve benzeri misaller çoğaldıkça insanlar ne yapacaklarını bilemez hale gelmişlerdir.
Sayfa 206
Bu kitap boyunca verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere, anlam'ın tarihi, Kur'an'ı anlamaya çalışanların tarihidir; metin'le muhatab arasına giren tarih perdesini kaldırmaya, dil ve bağlam sorunlarını aşmaya çalışanların tarihidir. Nitekim tefsir kitapları, bu yoldaki çabaların en önemli misâlleri olarak önümüzde duruyor. Fakat bilhassa içinde bulunduğumuz bu son asırda, Kur'an'ı anlama çabalarının mahiyeti değişmiş, tefsir tarihinde 'yeni bir fasıl' açılmış ve yeni bir muhatab kitlesi, Kur'an'a farklı bir zeminde yaklaşmaya başlamıştır. Bu halkalar, birbiri ardına eklenebilecek bir mahiyet taşımakta mıdır? Hayır! Çünkü anlam’ın tarihine eklenen bu son safha, kronolojik bakımdan olsa bile, mahiyet itibariyle kendisinden önceki safhanın basit bir devamı değildir; bilakis köklü bir kopuştur, yeni bir başlangıçtır ve bizce, başarısız olmasının en önemli nedeni de budur. Halka gitmeyi veya anlama çabalarının içerisine halkı dahil etmeyi amaç edinmiş olsa da bu hareket tam mânâsıyla halka mâl olmamış, bunun yerine modern eğitim almış, modernleşmiş küçük bir kesimi etkilemekle sınırlı kalmıştır. Bu netice kaçınılmazdı; zira eline gelişigüzel yapılmış çeviriler sıkıştırılmak sûretiyle halkın bilgilendirilmesi sonuç alıcı bir yol değildi. Ellerine tutuşturulmuş bu kitapları okuyan insanlar, bazı sorunlarla karşılaştıklarında, bu sorunları nasıl çözeceklerdi? Pek tabii ki bu sorunları çözebilecek başka metinlere başvurmak; yani Kitab’ı anlamak için başka kitapları (msl. tefsirleri) okumak sûretiyle. Bu durumda, fasit bir dairenin içine düşülmüş, kendilerine Kitab'ı kolayca anlayabilecekleri söylenen ve metin'le kendi aralarından insanları (ulemâ'yı) çıkarması telkin edilen halk, yine başkalarına muhtaç hale gelmiş, bırakın yabancı bir dili, kendi anadilini bile yeterince
Sayfa 204