Selim Üstüner

Selim Üstüner
@SelimUstuner
Z <3 11.06.2026 Mâzi tarlasının hâsılâtının, mürûr-i zaman süzgecinde un ufak olup nisyân derelerinde inhilâle maruz kalmaktan, ehemmiyeti ve müessiriyeti sebebiyle kurtulması kanaatimce icab etmiş olan kısmıdır yazdıklarım.
"Herkes Kur'an'ı okumalı, herkes Kur'an'ı anlamalı ve Kur'an'ı anlama/yorumlama faaliyeti aslâ bir kısım uzman’ın inhisârına terkedilmemelidir." Hiç kuşkusuz bu mâsum temenniler ilk bakışta insanı heyecanlandırmakta, bu söylemin hilafına olan bir görüşü seslendirmek ise, savunması güç olan bir mevziide konumlanmayı gerektirmektedir. İncil'in ulus dillere çevrilmesi ve ruhbanlığın tasfiyesi, Protestanlığın yaygın olduğu ülkelerde yaşayan insanları daha iyi hristiyan yapmadı, böylelikle İncil'in mesajı daha çok insanı etkilemiş olmadı; tıpkı ulemâyı tasfiye edip medrese eğitimine son vermenin ve bu yüzden de piyasayı yüzlerce Kur'an çevirisiyle doldurmanın bizleri daha iyi müslümanlar haline getirmediği, Kur'an'ı daha iyi anlar bir duruma yükseltmediği gibi. Peki o halde Kur'an’ı kendi ana dilimize çevirmekten vaz mi geçelim veya insanları Kur'an çevirilerini okumaktan men mi edelim ya da herkesin Arapça öğrenmesini, yüzlerce tefsirin içine gömülmesini mi şart koşalım? Elbette hayır! Bu yaklaşım, en az diğeri kadar fâsid, fâsid olduğu kadar da vâkıaya muhaliftir. Biz kesinlikle böylesi birşeyden söz etmiyoruz. Bizim, üzerine dikkatleri çekmeye çalıştığımız zaaf, günümüz müslümanının, Kur'an'ı çeviri düzeyinde anlama çabalarını mutlaklaştırması, olan'ı 'olması gereken' halinde algılamak hatasına düşmesi, metin'le kendi arasındaki mesafeyi görmezlikten gelmesi ve en önemlisi bu mesafeyi Kur'an'a çeviri düzeyinde yaklaşmakla aşabileceğini zannetmesidir. Bu iyi niyetli teşebbüsler yıllarca denendi ve fakat anlama/yorumlama sorunları azalacağına daha da arttı. Kur'an'ın modern muhatabları, tefsirlerden, israiliyâttan, hurafelerden, sakîm, zayıf, uydurma rivayetlerden, müfessirlerin indî görüşlerinden kurtulup, Kur'an’ın mesajını tüm saflığıyla anlayalım diye yola çıktığı
Sayfa 203
Genel hatlarıyla tasvir etmeye çalıştığımız bu süreç içerisinde ortaya çıkan yüzü aşkın Kur'an çevirisi, bilhassa XX. yüzyıl boyunca, müslüman halkın, Kur'an'la temasını sağlayabildiği, Kur'an'ı kendisinden hareketle anlamaya çalıştığı en belirleyici zemin olmuş ve böylelikle anlam’ın tarihinde "Kur'an'ın modern muhatabları" zuhur edivermişti. Binaenaleyh Kur'an’ı çeviri düzeyinde anlamaya çalışan bu muhatab kitlesinin kendisine mahsus özellikleri dikkate alınmadan ve bu muhatab kitlesinin Kur'an'ı anlamak için yöneldikleri Kur'an çevirilerinin zaafları açıklığa kavuşturulmadan, mücerred bir biçimde Kur'an'ı anlamaktan söz etmenin ve/veya Kur'an'ın herkes tarafından ve her zaman anlaşılabileceği iddialarını gereksiz yere tekrarlamanın bir kıymeti olmayacaktır. Bu tutumun efkâr-ı umumiyeyi önemseyen, halka hitab eden, halkı merkeze alan demokratik toplumlarda câzip, câzip olduğu kadar da rahatlatıcı görüntüsü kimseyi boş yere aldatmamalı, 'halkı avutmak' adına ucuz bir popülist söylemin peşinden gitmek kolaycılığına kaçılmamalıdır.
Sayfa 202
“Arapça Kur’ân’ımızı Arapça bilmeyen Baltacıoğlu’muz Türkçe’ye çevirdi Arapça bilmeyen M. Şefik Tunç, Hasan Âli Yücel ve Asım Us dostlarımız bu tercümeyi beğendiler. Arapça bilenler ise tercümede buldukları yanlışları bitiremiyorlar. Demek ki Baltacıoğlu dostumuzun tercümesini beğenmek için Arapça bilmemek lazım.” (Safa, 1957: 2)
Sayfa 197
“Son zamanlarda matbûat hayatımızda dinî meseleler müteaddit cihetlerden münakaşa edilir oldu. Bunlar arasında hararetle bahsedilen bir mühimmi, Kur'an Tercümesi ve bunun dinî hayata tatbiki meselesidir. Ötedenberi arasıra ortaya atılan bu mesele, bu sene de Büyük Millet Meclisinde Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi konuşulurken, bir milletvekili tarafından “Kur'an'ı ne zaman Türkçe okuyacağız?" sorusuyla ortaya konulup tazelenmiş ve fırtınalı münakaşalara yol açmıştı. En sonra Başvekil'in yüksek vukuf ve ihtisasla: "Hayır, dinî meseleler lâik bir devletin lâik bir Meclisinde görüşülemez!" sözüyle kapanmıştı.” (Miras, 1949: 194) 1924'lerde "en mühim vezâifinden biri, Kitab-ı Celil'i her tecavüzden siyanet" olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, çeyrek yüzyıl sonra Kitab-ı Celîl hakkındaki meselelerin görüşülmesi düşünülemiyordu bile.
Sayfa 196
“Kur'an tercümelerinin Kur'an olmasına imkân ve ihtimal yoktur. Çünkü Kur'an Arabîdir. Ancak Arabî ile olarak inzal buyurulmuştur. Bunun içindir ki Kur'an tercümelerine Kur'an tesmiye edilmesi, meselâ Farisî Kur'an, Türkçe Kur'an denilmesi, "Biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik" nassına küfrolacağını ulemâ ihtar eder.” (Elmalılı, 1971: IV/2884)
Sayfa 184