Sohbet ederken insanlarla sürekli paylaştığım bir fikrim var: "Bence her kitabın, her filmin bir vakti vardır insanda değer kazanması için." Ve ben bu kitabı kendim için o kadar doğru ve ihtiyaç duyduğum bir anda okudum ki çok ama çok minnettar hissediyorum.
Herkesin kendisi için büyük imtihanlardan geçtiği vakitler olur; başkaları için "Aman sen de" denip eleştiri alabilecek kadar, dost bildiklerinizin bile içten içe ayıpladığı kadar... İnsan bir şeyleri çekerken gerçekten kendi kendine kalıyor ve o çaresizlik içinde normalde asla kendine yakışmayacak düşüncelerin içine bile batabiliyor. Neyse geçelim genellemeleri, ÖNYARGIyı kenara koyabilecekler için ben biraz kişisel şeylerden bahsedeceğim. Normalde inançlı bir insanım ve dua kavramını hayatımın merkezine almaya çalışırım hep. Ama bir derde düştüm ben geçenlerde, başkaları için hiç denecek kadar anlamsız benim içinse bütün hayatımı altüst edici şekilde sarsıcı. O "musibet" başıma geldiği andan itibaren dua etmeye başladım, başladım da içten içe de pazarlığa giriştim Allah ile (hâşâ) "Bu kadar çok dua ediyorum ama yani kabul olmazsa da... hoş olmaz yani çok üzülürüm kabul olmalı mutlaka!!!" Zaten alınacaklar listemde olan bir kitaptı "Dirilt Kalbini" , böyle anlamsız ve avare dolaşmalarımdan birinde bari bugün alayım kitabı dedim. Ve biliyor musunuz Nouman Ali kitabının daha ilk bölümü için hangi başlığı seçmiş: "Dua ve Hayal Kırıklığı" :) Yani beni öyle bir sarstı, kafamdaki o isyan ve gaflet dolu cümleleri öyle bir temizledi ki yazar, o anki hislerimi size tarif etmem mümkün değil. Bizler istiyoruz ki dünyalık istediğimiz şey bize imtihan olmasın, madem dua ettik anında gerçek olsun. Ama Nouman Ali Khan'ın bana çok güzel öğrettiği şekilde dua etmek bir sipariş sistemi değil. Bizim için neyin ne zaman hayırlı