Süheyla... Yoksulluğun da yolculuğun da içimizde olduğunun adı. Süheyla; dışa doğru katedilen mesafeyi azalttıkça içimize doğru açılan kıvrımlarda ferahlayışın, soluklanışın adı. Engin dışa doğru sonuna kadar açılışın, dışın sonunda için başını görmenin adı... İki karakter; hayatımızın iki zıt yönü.
Tam da maaş günü kurumun kütüphanesinden aldığım iftardan sonra çayımın yanına katık ettiğim kitabım. Maaş günü, hesapların, hesapların ve de tekrar hesapların içinde dönüp dururken Süheyla'yla soluklandığım birkaç saat.
Bir döngü var, bir dişli; durmadan döndüren durmadan öğüten. Öğütüldükçe mazoşist sanrılarla tekrar öğütülmek istenen bir topluluk var sonra. Genç kızlar daha güzel olmak için, genç erkekler daha güzelle olmak için döngüde.
Süheyla bu döngünün içinde dağa çekilen derviş. Bir anda dişlinin arasından kendini koparıyor, fırlatıyor kainatın sükunetle bekleyen tarafına. Bir parçası kalıyor dişliler arasında; sevmek-sevilmek. Engini çağırıyor, geriye kalan parçasını da alıp o sükun, tattığı o eşsiz ferahlık için bir davetiye sunuyor.
Devrin dervişi olmak zor, lakin döngüyü az da olsa yavaşlatabilir, "ben bu kadar hızlı koşmak istemiyorum, ruhum bedenimden geride kalsın istemiyorum" diyecek cesareti, bunun güvenini kalbinize ilham edecek bir eser. Sevdim.