“Gönül kimi sevse gözünün önünde hep onu görür; göz nereye baksa orada onun hayâli uçar. Gönülde arzu, dilek ne ise insan ağız açınca hep ondan söz açar.”
Yusuf Hashâcib
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Derler ki: “Bir feleketten kurtulunca ardından güzel günler gelir.” İkinci devrede işlerin daha iyi gideceğini söyledim Jiazhen’a. Dişiyle ipi keserken, bana baktı ve şöyle dedi: “Parada pulda gözüm yok! Her sene sana yeni bir çift ayakkabı dikebildiğim sürece mutlu olacağım.”
Tam yetki sahibi ama hiçbir sorumluluğu olmayan modern insan kendini evrenin merkezine koyarken evrenin anlamını da tüketti. Maddeyi manadan soyutlayarak mutlaklaştırdı ve mekanik-fizikalist bir evren tasavvuru geliştirdi. Evreni mekanikleştirdikten sonra kendini de makineleştirdi. İnsan bedenini biyolojik bir kadavraya, aklı sinir sistemine, ruhu kimyasal tepkimelere, kalbi kan pompasına indirgeyerek tek hakikatin madde ve fiziksel gerçeklik olduğu zehabına kapıldı. Kendini evrenin efendisi yapayım derken evreni ve kendini anlamsız hâle getirdi. Hâlbuki insan varlık âleminin bir parçası, yoldaşı, ortağıdır.