•Geçmiş güzellikleri hatırlamak mutlu etmiyordu insanı, aksine bir daha yaşanmayacağını bilmenin hüznüyle dolduruyordu.
•...yeryüzünde hep tedirgin ayaklarla yürümek zorunda kalmış, kendisini her türlü duygusal darbeden korumanın yolunu arkadaşsızlığı seçmekte bulmuştu.
•İnsan yalnızlığa yazgılı bir varlıktı. Benim içime dokunansa insanın yalnızlığa yazgılı bir varlık olması değil, yazgısını bu kadar derin bir yerden bilmesiydi. İnsan, öleceğini bilen tek canl olduğu gibi, yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkâr etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkâr etmeye çalışmakla geçiyordu.
•...ama ben zaten her şeyi gereğinden çok sevmiştim, onu da gereğinden çok, işimi gereğinden çok, öğrencilerimi gereğinden çok...
•İnsan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için sudan çıkması gerekiyordu. Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kisiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi. Ama coğunluk görmezden gelmeyi tercih ediyordu, hayatın akıntısının içinde kaybolup gidiyordu ya da büyük bir kayaya çarpıp parçalanıvordu.
Ben çarpmıştım...
•İnsan yaşadıklarını korktuğu için unutur ya da utandığı için. Hatırlayınca acı veriyor diye unutmaz, acı kendini unutturmaz çünkü.
•Kendi çevreme kendi ellerimle ördüğüm çemberin içinden çıkmadım. Çıkmayı hiç istemedim değil, bazen istedim ama yeteri kadar istemedim. Özgürleşmek çok zor bir mücadeleydi, göze almadım, savaşmadan içeride kalmanın bedelini ödemek daha kolay geldi.