Parasız ne olabilirdi ki zaten? iyi bir eğitim için para, seçkin dostlara sahip olmak için para, iç huzuru için para, seyahat için.. hep para gerekliydi. Para, kitaplar yazdırır ve sonra yine para, o kitapları satar veya satın aldırır. Ah Tanrım, bana para ver, sadece para!
Uzun zaman sonra kitap okumaya Şermin Yaşarla dönmek iyi geldi.
Öyle tek sefere okunup rafa kaldırılacak bir kitap değil; başucunuza koyun, mutsuz olduğunuzda içiniz daraldığında, umutsuzluğa düştüğünüzde açın okuyun. Kendi sihirli değneğinizi kendiniz yapın. Sihirli değnek dediysem öyle büyük mucizelerin gerceklesip sizi bulunduğunuz halden kurtarmasını da beklemeyin. Mesela yoğurdunuzu marketten almayın evde mayalayın, sonra da 'aaa ne güzel de sütü yoğurda dönüştürmüşüm, ben bu işi yapıyorum ya aferin bana' deyip kendinizi övün şöyle güzel bir. Ya da açın camınızı hafif esen rüzgar eşliğinde guguk kuşlarının 'kız dööktü, yağ dööktü' seslerini dinleyin . Mutfağa girin daha önce hiç denemediğiniz bir yemek yapın... gibi gibi bir çok şey.
Normalde mutluluk tarifi veren kitapları sevmem ve samimi bulmam fakat tarifi veren Şermin Yaşar olunca daha farklı oluyor, enerjisini bana geçiriyor. Sebebini de şuna bağlıyorum; sosyal medyada gördüğüm ve hissettiğim Şermin Yaşarla kitapta konuşan Şermin Yaşar aynı kişiler. Kendimce diyorum ki evet tarifi veren kişide bu işe yaramış demek ki isteyince tarif tutuyormuş.