Yalnız ölüm yalan söylemez!
Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinlerinden seslenir, yanına çağırır bizi.Ve biz, henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı kesiyorsak, bunun nedeni, ölümün seslenişini duyuyor olmamızdır... Ömrümüz boyunca ölüm bize el eder, çağırır bizi. Her birimiz ansızın sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz, bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki, zamanı, mekanı fark etmez olmuyor muyuz? İnsan bilmez bile ne düşündüğünü; ama sonra kendini ve dış dünyayı hatırlamak, düşünmek için toparlanmak zorundadır. Bu da bir sesidir ölümün.
Hayatımda okuduğum en iyi aşk romanı sanırım (değilmiş. okuduğum en iyi aşk romanı hala kürk mantolu) diye başlamışken, ilerledikçe kitabın konusunun salt aşk olmadığını, sınıf farklılıklarına yapılan vurgudan dolayı hem sosyolojik, esas oğlanımız Kemal’in agd durumlarına, kız bacım Füsun’un da sapır saçma triplerine tanık oldukça da hem de psikolojik bir roman olduğuna kani oldum. (Kemal ve Füsun size laflar hazırladım fakat nezaketimden ötürü bunları burada yazmayacağım. Arkadaş ortamlarında sizden bahsederken yeteri kadar ağız dolusu küfürlerle anacağım ikinizi de)
Romanın psikolojik kısmı okurken beni çok gerdi. Çünkü aşk hikayesi olarak başlayan süreç, yıllara sari olarak bir saplantı ve hatta bence bir sapkınlığa evriliyor, bir trajediyle de nihayete eriyor. Böyle olmasını bekliyor muydum, evet elbette. Zira, aşk kavuşmamak değil mi zaten?
Okurken hissetiğim, “aşk bu kadar eziyet verici bir his değil ve olmamalı..” düşünceme de kitabın son sözünde Orhan Pamuk’un şu satırlarıyla cevap buldum:
“Romandaki ilk hedefim müze değil, aşk dediğimiz karmaşık, psikolojik, kültürel, antropolojik şeyi soğukkanlılıkla anlatmaktı. Aşkı yüksek bir yere koyup, sevilen şarkılarda yapıldığı gibi, “ aman ne güzel bir duygu!” demek istemiyordum. Bu duyguyu - tıpkı bir trafik kazası gibi- hayatta başımıza gelen ve çoğu zaman bize istemediğimiz kadar acı veren bir şey olarak anlatmak istiyordum. Masumiyet Müzesi her şeyden önce aşk hakkında bir düşünmedir.”
Evet düşündürdü.
Kitabın yazım şekliyle de ilgili olarak, en çok bölüm bölüm yazılması, bölüm başlıklarının içindekiler listesi şeklinde kitabın başına konması ve kitabın sonuna eklenen kişiler dizini hoşuma gitti.
Bölümler içerisinde de en favori başlıklarım;
- Nişan
- Ona Evlenme Teklif Edecektim
- Zaman
- Tombala
-
Empati, davranışlarınızin iyi veya kötü sonuçlarını görebilme becerisidir. Empati, kendinize ve diğerlerine yaptıklarınızın etkisini kavrayabilme ve kendini doğuştan kötü olarak damgalamadan uygun ve gerçek bir pişmanlık ve üzüntü hissedebilme kapasitesidir. Empati, suçluluk hissetmeksizin, davranışlarınızı ahlaki ve işleri kolaylaştıncı biçimde yönlendirecek gerekli zihinsel ve duygusal iklimi sağlar.