"Yaptığımız genellemelerden biri, sınıf ve kast ayrımına göre inşa edilen her sistemin içinde kendi çürümesine sebep olan mikropları barındırdığı düşüncesidir. Bir sistem sınıf üzerine kurulduysa kastlaşma nasıl engellenebilir ki?"
"Yine de yüzünde kalıcı bir acının izi vardı, artık içinde bulunduğu dünyanın acısı. Hayata en ham haliyle tanık oluyordu ve bu hayat, kütüphanesindeki kitaplardan tanıdığından farklıydı."
"Böylesine bir sefaletin ve çaresizliğin yaşandığını bilmiyordum. Elbette bunun sebebi hayır işleriyle ilgilenmeyişimdi. Ernest'ın hayır işlerine, "yaraya konulan çiğnenmiş ekmek" diye küçümseyerek bakmasını haklı buluyordum. Çare yarayı iyileştirmekti; işçiye ürünü vermekti, görev başında onuruyla yaşlananlara emekli maaşı verilseydi, böylece hayır işlerine gerek kalmazdı."
"Profesyonellerin ve sanatçıların yarı köle olduğunu söylemiştim. Başka ne olacaklar? Her biri, profesörler, vaizler ve editörler, plütokrasiye hizmet ederek işlerini ellerinde tutuyorlar ve görevleri yalnızca plütokrasiye zarar teşkil etmeyen ya da onu metheden fikirlerin propagandasını yapmak. Plütokrasiye tehdit oluşturacak fikirlerin propagandasını yaptıklarında ise işlerinden olurlar ki bu durumda zor günler için birikimleri yoksa eğer proletaryanın arasına düşerler veya orada yok olurlar ya da işçi sınıfının içinde tahrikçilere dönüşürler. Unutmayın ki halkın fikrini biçimlendirip bir ulusun düşünce akışını belirleyenler basın, kilise ve üniversitedir. Sanatçılara gelince, onlar yalnızca plütokrasinin aşağılık zevklerinden geçinirler."