"Türkiye'nin paradigmaları 1950'li yıllardan beri sürekli değişim içindedir. Ekonomik göstergeler toplumsal, siyasal ve kültürel yapıdaki farklılaşma durumlarını yansıttığı gibi, toplumun belli alanlardaki dinamizminin de giderek silikleştiğini göstermektedir.
Bu süreçte sinikleşen bir toplum, hayatın birçok alanındaki devinimin yansılarına sırtına dönen, umursamayan, "nemelazımcı" davranan bir insanı getirip önümüze koydu.
İkinci Irak Savaşı gelip kapımızı çaldığında hayatın değişik alanlarındaki seslerin karmaşası, sessizliğin duruşu, sözünü ettiğim elli yıllık sürecin getirdiklerini yansıtmaktadır.
Bunun temeldeki nedenlerine baktığımızda, eğitimdeki yetersizliğimizle vardığımız kıyının ne olduğunu anlamak gerektiğini düşünüyorum. Buna bağlı olarak okumayan, düşünmeyen bir toplumun böylesi durumlardaki tepkisi/tepkisizliği de ayrıca irdelenmeye değer.
Televole kültürünün egemenliği, adeta uyuşturucu verir gibi, insanı yaşadığı ortamın dışına çıkarıp değerlerinin ötesine düşmesinin ne anlama geldiğinin de sorgulanması gerekir.
Tüm bunlara baktığımızda, bilme ve öğrenme, bilime ve sanata ilgi, akılcı düşüncenin kapılarını aralamak çok uzağımızda gibi görünüyor.
Sanırım bütün bunların getirdiği bir başka durum var ki, o da şu: laik toplumu oluşturma düşüncesinin sözde kalmış olması. Belki de, ana sorunsalın ne olduğunu burada aramalıyız."