「 Serhat Şahiner 」

"Türkiye'nin paradigmaları 1950'li yıllardan beri sürekli değişim içindedir. Ekonomik göstergeler toplumsal, siyasal ve kültürel yapıdaki farklılaşma durumlarını yansıttığı gibi, toplumun belli alanlardaki dinamizminin de giderek silikleştiğini göstermektedir. Bu süreçte sinikleşen bir toplum, hayatın birçok alanındaki devinimin yansılarına sırtına dönen, umursamayan, "nemelazımcı" davranan bir insanı getirip önümüze koydu. İkinci Irak Savaşı gelip kapımızı çaldığında hayatın değişik alanlarındaki seslerin karmaşası, sessizliğin duruşu, sözünü ettiğim elli yıllık sürecin getirdiklerini yansıtmaktadır. Bunun temeldeki nedenlerine baktığımızda, eğitimdeki yetersizliğimizle vardığımız kıyının ne olduğunu anlamak gerektiğini düşünüyorum. Buna bağlı olarak okumayan, düşünmeyen bir toplumun böylesi durumlardaki tepkisi/tepkisizliği de ayrıca irdelenmeye değer. Televole kültürünün egemenliği, adeta uyuşturucu verir gibi, insanı yaşadığı ortamın dışına çıkarıp değerlerinin ötesine düşmesinin ne anlama geldiğinin de sorgulanması gerekir. Tüm bunlara baktığımızda, bilme ve öğrenme, bilime ve sanata ilgi, akılcı düşüncenin kapılarını aralamak çok uzağımızda gibi görünüyor. Sanırım bütün bunların getirdiği bir başka durum var ki, o da şu: laik toplumu oluşturma düşüncesinin sözde kalmış olması. Belki de, ana sorunsalın ne olduğunu burada aramalıyız."
Sayfa 113 - Bilgi Yayınevi·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Reklam
"Yeni sorular sormak... Çağının sorumluluk bilincini taşıyan yazarın/sanatçının yapması gerekendir. Bir toplumun vicdanına ancak oradan bakabilir, o sorularınızla vardığınız yerde, siz, bir yazar/sanatçı olarak toplumun vicdanı olma duygu ve düşüncesinin taşıyıcısı olabilirsiniz ancak. "
Sayfa 96 - Bilgi Yayınevi·Kitabı okudu
Edebiyat
"Ülkesini tanımayan, toplumunun hiçbir sorunuyla ilgi ilenmeyen, yaşanılan gerçeklerden bihaber bir yazarın yazar olabilme savı; havı gitmiş, pas tutmuş demire benzer. Ulusal bilinç yolu, aidiyet duygusu, dil bilincidir yazarı var eden. Çözülen hayatın, yozlaşmanın, çürümenin, bellek yitiminin tanıklığını getiremeyen edebiyatın/edebiyatçının gelecek kaygısı da taşımadığını düşünüyorum. Bu bağlamda şunu söylemek isterim: Edebiyatın işlevi tanıklıktır. Ne bir reçete sunar, ne de olup bitenlerin ortadan kaldırılması için öngörü getirir. Şöyle söylersek; gözümüzün önündeki perdeyi aralayan, bize yeni bir görme biçimi sunandır. Zamanı ele geçirme, orada olup bitenlere bilgiyle, bilinçle bakabilme yetisi kazandırır, edebiyat. Az şey midir bu, sevgili okurum."
Sayfa 68 - Bilgi Yayınevi·Kitabı okudu
Edebiyat
"Bir ülke gerçeğini tanımanın, toplumsal/kültürel yaşamını öğrenmenin yollarından biri de edebiyattır. Belki de en önemlisi! Okullarda okuduğumuz tarih, coğrafya, edebiyat gibi derslerin bu anlamda çok yararlı/öğretici olduğunu söylememiz ne yazık ki güç! Bize öğretilen bilgilerin ezberci yanının ötesinde hiçbir albenisi de yoktu. Tarihte daha çok savaşları, antlaşmaları, coğrafyada "beşeri/fiziki/coğrafi" durumu -gene ezberleterek- öğretmenin sıkıcılığını edebiyatla da gideremiyorduk. Liseyi bitiren bir öğrencinin ülkesini çevreleyen komşuları hakkında bildikleri birkaç bilgi kırıntısını geçmiyordu."
Sayfa 62 - Bilgi Yayınevi·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Reklam