"Evren akıl almaz derecede büyüktür, onunla ilgili sayılar da öyle. Samanyolu'nda 200 milyar (200.000.000.000) dolayında yıldız bulunuyor. Evren'de de yaklaşık 125 milyar dolayında gökada olduğu hesaplanmış durumda. Buradan yola çıkılarak yapılan kaba bir hesapla Evren'de 10 üzeri 22 (200 milyar x 125 milyar) yıldız olduğu kolayca görülür. Her 100 yıldızdan birinin çevresinde Güneş Sistemi benzeri bir gezegen sisteminin bulunduğu kabul edilsin, ki artık çok daha yüksek olduğu düşünülüyor, o zaman Evren'de yaklaşık 10 üzeri 20 gezegen sistemi olduğu görülür. Evren'in 13,8 milyar yaşında olduğu ve Güneş Sistemi benzeri gezegen sistemlerinin de zaman içinde eşit aralıklarla oluştuğu kabul edilirse, bir başka deyişle 10 üzeri 20 gezegen sisteminin 13,8 milyar yıl içinde eşit zaman aralıklarıyla doğduğu varsayılırsa -bazıları çok genç, bazıları da çok yaşlı olacaktır- yapılacak basit bir hesapla her saat yaklaşık bir milyon Güneş Sistemi'nin oluştuğu ortaya çıkar. Şöyle de düşünebiliriz 40 yaşına gelmiş birinin yaşamı boyunca Evren'in değişik köşelerinde 700 milyar Güneş Sistemi oluşmuştur."
Sayfa 148 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı·Kitabı okudu
"Uzaylı arama çabalarımızdan bir bölümü, bizimle iletişim kurabilecek zeki canlılara yöneliktir. Öteki bölümüyse özellikle yakın çevremizde, yani Güneş Sistemi'nde en ilkel canlı türlerini bulmaya yönelik olanıdır. Astrobiyologlar gezegenlerde, uydularda, hatta asteroit ve kuyrukluyıldızlarda olası mikroorganizmaları araştırmak için önce yeryüzünün uç koşulları olan birtakım ortamlarda yaşayan mikroorganizmaları inceliyor. Böylece uzayda canlı ararken nerelere bakmaları gerektiğini ortaya çıkartıyorlar. Ekstramofiller denen bu grubun üyesi bazı siyanobakteriler, yeryüzünde alışılmışın dışında zorlu bazı fiziksel ve kimyasal koşullarda (aşırı tuzlu, aşırı sıcak ya da soğuk, aşırı asitli ya da bazlı vs.) yaşıyor. Antarktika'da kayaların 1-2 cm içinde, yerin birkaç kilometre altındaki kayalarda, ABD'deki Yellowstone Parkı'ndaki asitli sıcak sularda, okyanus tabanlarındaki sıcak su bacalarında 100 °C'yi aşan sularda yaşayan, bir insanı öldürebilecek dozda radyasyonun 100 katına dayanıklı bakteriler var. Astrobiyologlar zaman zaman bunlardan bazılarını uzaya gönderip, orada da yaşamlarını sürdürüp sürdüremediklerini araştırıyor."
Sayfa 141 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı·Kitabı okudu
"Dünya'nın en belirgin özelliği yüzeyinde sıvı halde su bulunmasıdır. Yüzey alanı 510.000.000 km²'dir. Bu alanın yuzde 71'i ortalama derinliği 3,8 km olan suyla (yaklaşık 1,3 milyar km²) kaplıdır. Dünya'daki bütün suyun yüzde 97.5'i okyanuslarda, yüzde 1,7'si kutuplarda ve buzullarda, yaklaşık yüzde 0,75'i de yeraltında bulunur. Geri kalan bölümü de (yüzde 0,4 kadarı) ırmaklarda, göllerde ve atmosferdedir. Su, yeryüzünde üç halde de bulunur: katı, sıvı ve gaz.
Okyanuslardaki suyun önemli işlevlerinden biri gezegenin sıcaklığını kararlı tutmasıdır. Ama kuşkusuz en önemli işlevi, yaşamın ortaya çıkıp gelişmesi için uygun bir ortam sağlamış olmasıdır.
Su aslında Güneş Sistemi'nde oldukça bol, ama genellikle buz halinde bulunur. Yüzeyinde sıvı olarak bulunduğu tek gezegen Dünya'dır. Bu durum Dünya'nın Güneş'ten "uygun" bir uzaklıkta bulunmasından kaynaklanır. Yeryüzü, suyun sıvı kalacağı kadar sıcaktır. Kuşkusuz bunda kalın atmosferimizin de rolü vardır. Atmosfer, yeryüzündeki sıcaklığı düzenleyen bir battaniye gibi davranır. Ayrıca uyguladığı basınçla suyun buharlaşmasını da belli ölçüde engeller."
Sayfa 83 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı·Kitabı okudu
~KENDİMCE~
İnsanı sınayan, hayatını zorlaştıran en önemli ve en etkili maddi zorluk aç kalmaktır. Açlık sadece insan için değil, tüm canlılar için çok zordur. Çünkü en temel, en önemli ihtiyaç beslenmedir.
Beden, yiyecek ve içecekleri sindirerek beslenir, büyür ve gelişir. Besin olmazsa bunların hiçbiri olmaz, besin olmazsa yaşam olmaz.
Bu yüzden aç kalan insanın ve hayvanın gözü döner, kendini kaybeder. Açlığın sırasıyla şu üç genel etkisi kendini gösterir:
1- Güç kaybı, halsizlik
2- Düşüncelerde karışıklık, mantıklı düşünememe, halüsinasyon
3- Saldırganlık ve vahşilik
İnsanın diğer canlılara göre daha gelişmiş olması açlığın bu etkilerinden uzakta olduğu anlamına gelmez. Düşünsel anlamda kendini çok geliştirmiş bir insan (profesör ya da filozof... ) bile açlığını düşünceleriyle bastıramaz. Çünkü düşünmek için de beslenmek gereklidir.
Hâl böyle olunca, açlıktan sonra elde edilen yiyecek insanın bütün ayarlarını alt üst edebilir; Sadece kendini düşünüp, kendi karnını doyurmak, yiyeceğini kimseyle paylaşmamak ve hatta bir kısmını diğer günler için saklamak eğilimine girebilir. Tokken yardımsever ve paylaşımcı olan kişi açken aynı olamayabilir. Zaten bencilliğin de en etkili sebebi açlıktır, aç kalma korkusudur.
"Açlık Oyunları" ve "The Platform" filmlerinde bu konuya değinilmiş ve çok etkili şekilde sunulmuştur.