Öncelikle bu eseri okuma grubumuz olan @bidunyakitapgrubu grubumuzun efsane kategorisinden seçilmesi ile okuma fırsatı bulabildim.
Ahmede Xani 1651 yılında Hakkari'nin Hani köyünde dünyaya gelir bir süre sonra Doğubayazıta yerleşir ve orda yaşamını sürdürür.Xani Kürtçe diline olan ilgisi ile bilinip eserlerini Kürtçe yazmıştır bunun yanı sıra okul kurup öğrencilere eğitim vermiştir. Donemin önemli yazarlarından biri olan Ahmede Xani zamanında çok eser vermiştir ama günümüze kadar ulaşan dört eseri bulunmaktadir. Dönem dönem kitapları sansürlendiğinden günümüze kadar aslına yakın eserini bulmakta biraz zorlanabiliriz.
Ahmede bu efsaneyi nasıl ki Yaşar Kemal'in Ağrı Dağı destanından yola çıkarak yazdığı gibi Ahmede Xani'de Cizre'de yaşanmış bir aşk efsanesinden yola cikarak yazmıştır .
Ahmede Xani MEM U ZİN i anlatırken mesnevi tarzda önce Allah'a övgülerle başlayıp hikayenin geçtiği Botan bölgesini anlatmaya ve sonrasında hikayeye giriş yapar.Eseri okurken dini coğrafyayı edebiyat-şiir gibi içerikleri görebiliyoruz.
MEM U ZİN kitabında Beşeri ve ilahi aşkı işlenmiştir. Beşeri aşk dediğimiz Tacdin ile Sitinin aşkı işlenirken ilah aşkı asıl kitabın karakteri olan MEM ile Zin aşkı anlatılmaktadır.
Kitapta geçen fitneci fesatlık peşinde olan Beko karakteri günümüzde 'Sen Beko musun' ya da 'Bekoluk yapma ' gibi benzetmeler doğu bölgesinde deyim benzetme şeklinde yapılır. Nasıl ki Hz.isa'ya ihanet eden Yahuda ve Sezara ihanet eden Bürütüs gibi Mem'e ihanet eden bekoda böyle şekillenmiştir.
MEM U ZİN'in bende ki en önemli yeri çocukken annemin masal olarak bana anlatmasidir hatta masalın sonu hala aklimdadir masal şöyle bitiyordu: Bir türlü kavuşmalarını izin verilmeyen MEM ile Zin bir uçurumdan aşağı atlarken birer güvencin olup gökyüzünde kavuşurlardı.Kim bilir belkide
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Gözlerime güneş doluyor sandım yüzüne bakınca."
Ben de bu kitabı okurken gözlerime, ruhuma güneş doluyor sandım. Öyle bir güzellik. Herkesin bir başucu kitabı vardır, benim yoktu ama artık var. Ne zaman moralim bozulsa bu kitabı açıp bir öyküsünü okuyacağım.
"Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık." diyor Fyodor Dostoyevski . Dostoyevski gibi büyük bir yazarın bu cümleyi kullandığı bir öykünün kötü olması mümkün olabilir mi hiç?
Ben de yıllar önceki bir Mavi reklamından uyarlama yaparak "Vay, vay, vay, vay Palto'ya bak." diyerek hayranlığımı dile getirmek istiyorum. Bu hayranlık sadece Palto öyküsüne değil geç tanışmış olduğum için hayıflandığım Gogol'a aslında. Çünkü hayatımda hiçbir kitabı okurken bu kadar eğlenmemiş, bu kadar gülmemiştim.
Nikolay Gogol, kitabında hiciv ve kara mizaha ustalıkla yer vermiş. Bu açıdan okurda duygu karmaşası yaratıyor diyebilirim, şöyle ki kahkahalarla gözlerimden yaş gelecek kadar gülerken bir cümlesiyle kalbime bir burukluk bırakıyor ardından yine güldürmeyi başarıyordu.
Kitap; Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri, Fayton olmak üzere 6 öyküden oluşuyor.Benim en çok beğendiklerim ise; Burun, Palto ve Bir Delinin Anı Defteri öyküleri oldu. Bunlardan biraz bahsetmek istiyorum.
Burun, bir sabah uyandığında burnu yüzünde olmayan bir binbaşının burnunu arayışını anlatıyor. Burun metaforuyla başkasının işlerine burunlarını sokanların durumuna dikkat çekiliyor. Aman dikkat diyelim başkalarının işlerine burnunuzu sokmayın ki burnunuz yerinde dursun:)
Palto, devlet dairelerinden birinde bir memur olan Akaki Akakiyeviç'in hayallerini süsleyen ve binbir güçlükle alabildiği paltoyu anlatıyor. Öyle bir güçlükle alınıyor ki, memurun çevresi tarafından palto için kutlama yemeği verilip, şampanya patlatılıyor. Bu öyküde ekonomik durumu yansıtan
"Gözlerime güneş doluyor sandım yüzüne bakınca."
Ben de bu kitabı okurken gözlerime, ruhuma güneş doluyor sandım. Öyle bir güzellik. Herkesin bir başucu kitabı vardır, benim yoktu ama artık var. Ne zaman moralim bozulsa bu kitabı açıp bir öyküsünü okuyacağım.
"Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık." diyor Fyodor Dostoyevski . Dostoyevski gibi büyük bir yazarın bu cümleyi kullandığı bir öykünün kötü olması mümkün olabilir mi hiç?
Ben de yıllar önceki bir Mavi reklamından uyarlama yaparak "Vay, vay, vay, vay Palto'ya bak." diyerek hayranlığımı dile getirmek istiyorum. Bu hayranlık sadece Palto öyküsüne değil geç tanışmış olduğum için hayıflandığım Gogol'a aslında. Çünkü hayatımda hiçbir kitabı okurken bu kadar eğlenmemiş, bu kadar gülmemiştim.
Nikolay Gogol, kitabında hiciv ve kara mizaha ustalıkla yer vermiş. Bu açıdan okurda duygu karmaşası yaratıyor diyebilirim, şöyle ki kahkahalarla gözlerimden yaş gelecek kadar gülerken bir cümlesiyle kalbime bir burukluk bırakıyor ardından yine güldürmeyi başarıyordu.
Kitap; Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri, Fayton olmak üzere 6 öyküden oluşuyor.Benim en çok beğendiklerim ise; Burun, Palto ve Bir Delinin Anı Defteri öyküleri oldu. Bunlardan biraz bahsetmek istiyorum.
Burun, bir sabah uyandığında burnu yüzünde olmayan bir binbaşının burnunu arayışını anlatıyor. Burun metaforuyla başkasının işlerine burunlarını sokanların durumuna dikkat çekiliyor. Aman dikkat diyelim başkalarının işlerine burnunuzu sokmayın ki burnunuz yerinde dursun:)
Palto, devlet dairelerinden birinde bir memur olan Akaki Akakiyeviç'in hayallerini süsleyen ve binbir güçlükle alabildiği paltoyu anlatıyor. Öyle bir güçlükle alınıyor ki, memurun çevresi tarafından palto için kutlama yemeği verilip, şampanya patlatılıyor. Bu öyküde ekonomik durumu yansıtan
Spoiler :(
Bazı kitaplar vardır tadı damağınızda kalan, yüreğinize dokunan. Fareler ve İnsanlar benim için öyleydi. Kitap gizliden gizliye bize o kadar çok mesaj veriyor ki; yoksulluk, ırkçılık, dostluk, vefa, hırs, masumiyet, saflık... vb. konulara değinmiş zengin içerikli bir kitap.
Fareler ve insanlardan kasıt bence büyük insanlar ve KÜÇÜK insanlar. Zengin toprak sahibi olan insanlar¿ kendilerini o kadar büyük görüyor ki alt sınıftan olan insanlar kendileri için fareden farksız. Sadece karın tokluğuna çalıştırmak "köpek bağlasan durmaz" deyimiyle ifade edilen yerlerde onları barındırmak kitapta ince ince işlenmiş bir kısımdır. Geniş ve büyük halk topluluklarının, sayıca ve hacimce küçük ama etkili devlet sistemleriyle olan etkileşimleri kafamı kurcalayan kısımdı.
En sevdiğim kısım George ve Lennie ' nin hayata tutunmalarını sağlayan hayalleri olmuştu. Belki gerçekleşmesi zordu ama o kadar masum bir hayaldi ki. Tek istedikleri kendilerine ait bir toprağın olması. Kendileri ekip kendileri biçecek kimseye muhtaç olmadan gül gibi geçinip gideceklerdi.
Kitapta en değer verdiğim kısım ise hiç şüphesiz s*yahi karakter olan Crooks' un, Lennie' e yaşamını anlattığı sahne oldu. Crooks o kadar güzel ifade etmişti ki hissettiği üzüntüyü orada bir bir parça içim burkulmadı değil.
- Lennie: Neden istemiyorlar senin gelmeni ?
+ Crooks: Zenciyim diye. Orada hep iskambil oynarlar, ama ben oynamam, çünkü ben z*nciyim. Leş gibi de kokarmışım. Ben sana bir şey söyleyeyim mi Lennie , asıl siz leş gibi kokuyorsunuz
(Günümüz insanlarının bence en büyük sorunudur ırkçılık. Bu kısım beni çok etkilemişti. * Irkçılık Fransa’da doğdu, Almanya’da gelişti, Amerika’da uygulanmaktadır. *)
En çok üzüldüğüm ve beni en çok etkileyen kısım ise George 'nin , Lennie' i öldürmesi oldu :( Hiç beklemiyordum