Ancak padişah, 1630 Haziran’ında yağmurlu bir günde babasının Beşiktaş’taki köşkünde şairin Sihâm-ı Kaza’sını okurken, yakınında bir yere yıldırım düşmesi üzerine elindeki şiir mecmuasını yırtar ve Nef’îyi azlettirerek bir daha hiciv yazmaması için kendisinden söz alır. Zamanın şairlerinden biri buna işaret ederek Nef’î’yi şöylece yerer:
Gökden nazire indi Sihâm-i Kazâsına
Nef’î diliyle uğradı Hakk’ın belâsına…
Nef'i
Egemenliğinin kadim ve kalıcı oluşu
sayesinde değişime yönelik hatırlananlar ve gerekçeler ortadan kaybolur çünkü "bir değişim daima bir başka değişime ortam
hazırlar."
Kalıcı bir iradenin oluşması için güçlü, devamlılık arz eden ve en azından düzenli olarak duygularla beslenmesi gerekir. Mill diyor ki; "Güçlü bir duygusallık, kendi nefsine karşı hâkimiyet kurmanın hem aracı hem de koşuludur.
Gönlümüzde yepyeni bir duygu yaşıyordu.
Rüzgarların değildi bu musiki, bu hüzün;
Hatırladın değil mi? Kuşlar ağlaşıyordu...
Havada bir serinlik... Tatlı bir hayal gibi...
Toprak nasıl meçhuldü tıpkı istikbal gibi?
O gün tabiat başka bir türlü yaşıyordu.
Kalbin acı, gözlerin yaşla dolmuştu senin;
Yapraklar gibi yere dökülüyordu enin;
O nağme mesafeyi, zamanı aşıyordu.
O bir beste değildi: Kuşlar ağlaşıyordu.
En hazin şey muhakkak öksüz kalan ocaktır.
Bu ocak hüzünlerle dolup boşalacaktır.
Hüseyin Nihâl Atsız