İnsanın ne olduğuyla, kim olduğuyla, kim olduğumuzla ilgili o kadar çok şey konuşuluyor, yazılıyor ve düşünülüyor ki; arayışı bitmeyen, sorgulayan, merak eden bir insan için banko bir kitap bence ‘’İnsan Nedir’’.
Bir kere, ‘’İnsan Kimdir?’’ diye değil, ‘’İnsan nedir?’’ diye soruyor yazarımız Mark Twain. Neden? İnsanın bir benliği var mı gerçekten, kimim diye sorabileceği? Düşünün.
İşte bu kitapta, benlik dediğimiz şeyin varlığına karşı çıkan biri var. Yaptığımız, düşündüğümüz, konuştuğumuz hiçbir şeyin bizim elimizde olmadığını anlatan biri. Anlatıyor ; diyor ki, insan denilen şey, basit, az gelişmiş ya da çok gelişmiş makinelerden ibaret yalnızca.
Kitapta, insan üzerine konuşan iki adam var; Genç adam ve Yaşlı adam. Öylesine bir sohbet havasında geçen fakat öylesine şeylerden konuşmayan bu iki adamın arasında geçen diyalogdan ibaret içerik aslında. Yaşlı adamın çarpıcı ve yerici söylemlerine karşılık bunları kendisine ve insan ırkına yediremiyor, mütemadiyen ırkını savunuyor genç. Savunduklarının, elinde kum tanesi gibi dağılması? Bu hissi hepimiz tatmışızdır, öyle değil mi?
Aslında kitapta, sıfatların bile boşuna konulmadığı hissediliyor. Genç adamın sıfatı neden genç olmuş, yaşlı adam neden yaşlı adam olmuş, düşündürüyor. Savundukları şeyler bambaşka. Genç olan daha hayatın, yolun çok başında. Henüz arınamamış benliğini parlatan nefsinden. Yaşlı adam ise yaş alırken ben oldum demeyecek kadar olmuş, hiçliğinin farkına varmış biri. Nirvana.
İnsanın yalnızca, - adına belki vicdan da denilebilir bunun - içindeki bir şeyi tatmin etmek adına, kendi mutluluğu ve iç huzuru için hareket ettiğini söylüyor yaşlı adam. Yaptığımız iyilikleri, fedakarlıkları, karşılıksız sevgilerimizi, iç huzurumuzu sağlamak amacıyla gerçekleştirdiğimizden bahsediyor. Hiçbir eylemimizin