GİZEM SERRA GÖKMEN

GİZEM SERRA GÖKMEN
@Serragiz
Hakkıyla, "okur yazarım!" diyebilmek isterim, kuru kuru değil fakat , (olabildiğince) tam anlamıyla...
Restoratör/konservatör
Yıldız Teknik Üniversitesi I Gelişim Üniversitesi
İstanbul
17 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
MONTAIGNE_DENEMELER
10/10
Ah Montaigne…Onun ‘’Denemeler’’ini okuduğunuzda şunun gibi bir soru sorarken bulabilirsiniz kendinizi; ‘’Acaba bu kitap, başka bir evrende, benim kalemimden çıkmış olabilir mi?’’ Zaten amaçlananın biraz da bu olduğu kanısındayım ben. Montaigne, okuyucuya notunda gayesinin öldüğü vakit yakınlarının, hakkında etraflıca bilgi sahibi olmasından ibaret olduğunu söylese de, bence kitap bugün bambaşka bir amaca hizmet ediyor. Çoğumuzun böyle hissettiğine inandığımdan, ben bu kitaba ‘’insanlığın günlüğü’’ diyorum. Çünkü normal şartlarda bir kitabı okurken bazı satırlarında kendinizden bir şeyler bulur ve altını çizersiniz fakat tamamının altını çizme isteği doğuran bir kitap demek, tüm satırlarında kendinizi gördüğünüz anlamına gelir. İşte bu istek sordurur o soruyu. ‘’Bu kitap, başka bir evrende benim kalemimden çıkmış olabilir mi?’’ Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’nden okuduğum Denemeler’in ilk bölümünün adı ‘’Kendimizi anlatmak’'. Böyle söylüyorum çünkü sahaflardan bulduğum eski bir baskıda çeviri bambaşkaydı. Orijinaline en yakın çeviri dilinin hangisi olduğunu bilmemekle beraber bolca yazım yanlışı gördüğüm ‘’deniz kitaplar yayınevi’’ adlı eski basımdan, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’ne geçiş yapmayı tercih ettim. Ve ‘’Kendimizi Anlatmak’’ bölümünde şöyle diyor; ‘’Ama, bana sorarsanız birçokları içip sarhoş oluyor diye, şarabı yasak etmek yanlıştır…’’ Yani kendini övmekle karıştırılan kendini anlatmak, aslında Sokrates’in her daim yaptığının ta kendisidir diyor. Müritlerini hep bu yönde teşvik eden Sokrates’e kulak vermek gerek diye düşünüyorum. ‘’Yalnız Sokrates, Tanrısının dediğine uyup kendini gerçekten tanımasını ve küçük görmesini bildiği için bilge adını almaya hak kazanmıştır. Kendisini böylesine tanıyan adam istediği kadar kendisinden söz
1000Kitap
DenemelerMontaigne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202065,6bin okunma
Reklam
MARK TWAİN_İNSAN NEDİR?
Puan vermedi
İnsanın ne olduğuyla, kim olduğuyla, kim olduğumuzla ilgili o kadar çok şey konuşuluyor, yazılıyor ve düşünülüyor ki; arayışı bitmeyen, sorgulayan, merak eden bir insan için banko bir kitap bence ‘’İnsan Nedir’’. Bir kere, ‘’İnsan Kimdir?’’ diye değil, ‘’İnsan nedir?’’ diye soruyor yazarımız Mark Twain. Neden? İnsanın bir benliği var mı gerçekten, kimim diye sorabileceği? Düşünün. İşte bu kitapta, benlik dediğimiz şeyin varlığına karşı çıkan biri var. Yaptığımız, düşündüğümüz, konuştuğumuz hiçbir şeyin bizim elimizde olmadığını anlatan biri. Anlatıyor ; diyor ki, insan denilen şey, basit, az gelişmiş ya da çok gelişmiş makinelerden ibaret yalnızca. Kitapta, insan üzerine konuşan iki adam var; Genç adam ve Yaşlı adam. Öylesine bir sohbet havasında geçen fakat öylesine şeylerden konuşmayan bu iki adamın arasında geçen diyalogdan ibaret içerik aslında. Yaşlı adamın çarpıcı ve yerici söylemlerine karşılık bunları kendisine ve insan ırkına yediremiyor, mütemadiyen ırkını savunuyor genç. Savunduklarının, elinde kum tanesi gibi dağılması? Bu hissi hepimiz tatmışızdır, öyle değil mi? Aslında kitapta, sıfatların bile boşuna konulmadığı hissediliyor. Genç adamın sıfatı neden genç olmuş, yaşlı adam neden yaşlı adam olmuş, düşündürüyor. Savundukları şeyler bambaşka. Genç olan daha hayatın, yolun çok başında. Henüz arınamamış benliğini parlatan nefsinden. Yaşlı adam ise yaş alırken ben oldum demeyecek kadar olmuş, hiçliğinin farkına varmış biri. Nirvana. İnsanın yalnızca, - adına belki vicdan da denilebilir bunun - içindeki bir şeyi tatmin etmek adına, kendi mutluluğu ve iç huzuru için hareket ettiğini söylüyor yaşlı adam. Yaptığımız iyilikleri, fedakarlıkları, karşılıksız sevgilerimizi, iç huzurumuzu sağlamak amacıyla gerçekleştirdiğimizden bahsediyor. Hiçbir eylemimizin
Felsefe-Düşünce
İnsan Nedir?Mark Twain · Dedalus Kitap · 202318,9bin okunma
JUHANI PALLASMAA_TENİN GÖZLERİ
Puan vermedi
Juhani Pallasmaa ‘nın duyular mimarlığını ele aldığı bu küçük ama etkisi büyük kitabını okuduğunuzda şunu göreceksiniz , önsözün sahibi Steven Holl'un söylediği gibi; varlığımızın derinliği bugün ince bir buz üstünde duruyor… Kitap, ‘’Dünyaya Dokunmak’’ adlı giriş bölümüyle başlayıp, devamında ‘’1.bölüm’’ ve ‘’2.bölüm’’ olmak üzere ikiye ayrılıyor. Aslında Yedi Duyu Mimarlığı başlığıyla yayımlanmış bir denemenin ve ilk bölümün savlarını içeren bir seminerin sonrasında, pek çok mimarlık okulunda mimarlık kuramı derslerinin zorunlu okuma parçası olmasıyla doğuyor Tenin Gözleri. Görmeye öncelik verilip de başta dokunma duyumuz olmak üzere diğer duyuları dışarıda bırakan bu anlayışı yermek için gayet geçerli sebepler veriyor. Günümüzün mimari ve kentsel ortamının kendimizi yabancı gibi hissettirmesinin nedenlerinden birinin gözmerkezci yaklaşım olduğundan bahsediyor. Peki, ne demek istiyor? Görmenin diğer duyular üzerindeki egemenliği birçok filozof tarafından gözlemlenmiş ve eleştirilmiştir. Kitabın en güzel özelliği savlar, hem tarihi bilgilerle temellendiriliyor, hem de çeşitli isimlerden yapılan alıntılarla destekleniyor. Martin Heidegger, Michel Foucault, Jacques Derrida gibi isimler , 1.bölümünün alt başlıklarından ‘’Gözmerkezciliğin Eleştirmenleri’’nde , modern dönemin görme-egemenliğinin daha önceki zamanlarınkinden açık biçimde farklı olduğunu kabul ediyor. Aslında görmenin, önceleri egemen olan işitmenin yerini almasının yavaş yavaş olduğuna, sözlü söylemden yazılı söyleme geçişin özünde, sesten görsel mekana geçişin olduğuna ve yazıyla başlamış olan görme egemenliğine işaret ediliyor. Walter J.Ong ‘un söylediği gibi ‘’soğuk, insani olmayan olguların diretken dünyasıydı.’’ bu. ‘’Görme bizi dünyadan ayırır, diğer duyular ise birleştirir’’ diyor yazarımız.
Mimarlık
Tenin GözleriJuhani Pallasmaa · Yem Yayınları · 2011479 okunma
ALBERT CAMUS_DÜŞÜŞ
9/10
·104 syf.··
2022 9. kitabı
‘’Ah! Size bunu anlatmaktan hiç zevk almıyorum. Kendim hiçbir şey ödemeden her şeyi istediğim, onca insanı hizmetime koşturduğum, onları bir gün elimin altında bulunduracak biçimde buzdolabına kaldırdığım o dönemi düşündüğüm zaman, içimde uyanan tuhaf duyguyu nasıl adlandıracağımı bilemiyorum. Acaba utanç değil miydi bu? Utanç, söyleyin bana, aziz hemşerilerim, yakmaz mı biraz?’’ Bizi anlatıyor Düşüş. Biz insanları. Yükselmeye çalışırken düşüşümüzü anlatıyor. Arayışımızı belki. Ne aradığını bilmeden aradığımız için, bulamayışımızı… Öncelikle, bu alışılagelmiş bir roman değil. Klasik bir hikaye kurgusu karşılamıyor bizi. İki simit kapıp kapınıza dayanmış nobel ödüllü bir dost tadında. Tanıdık. Zeki, renkli ve dertli. Bir davası, anlatacakları var. Yanlış bildiğinizi kabul etmediğiniz, benimsediğiniz bir şeyi düzeltmeye gelmiş, türlü akıl oyunlarıyla ikna ediyor sizi. Kendini soylu davalara bakan, saygın bir avukat olarak tanıtıyor anlatıcı. Jean-Baptiste Clemence. Birinci ağızdan dinliyoruz davayı. Çok başarılı, adamı ipten çekip alan türden. Fakat burada mesleği ilgilendirmiyor bizi. Bir hırsızı kürsüden indirip sokağa döndürdükten ve işi bittikten sonra, mesaisi de bitiyor mu sanıyorsunuz? ‘’Şurası kesin ki, adalet kelimesi bile tuhaf öfkelere düşürüyordu beni. Savunmalarımda bu kelimeyi mecburen kullanıyordum yine. Ama insanlık anlayışını açıkça lanetleyerek bunun öcünü alıyordum, ezilenlerin namuslu insanları ezdiğini belirten bir manifesto yayımlayacağımı bildiriyordum.’’ Yine aynı adam hem yeriyor hem seviyor insanları. Hayırsever, yardımsever fakat bir lokantada yanına gelen dilenciyi aşağılayacak kadar kibirli. Dönüşen bir insanlık okuyoruz. Evrimini henüz tamamlamamış olan insanlık… Harikulade manevralarla bir yargıç, bir papa oluşuna götürüyor bizi.
Edebiyat
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 201919,2bin okunma
George Smith Saman Yığınında İğne Arıyor
Puan vermedi·384 syf.··
2020 19. kitabı
     TANRILAR MEZARLAR VE BİLGİNLER  ‘’GEORGE SMİTH SAMAN YIĞININDA İĞNE ARIYOR’’                                                                  Layard’ın önceki buluntularına bakılırsa büyük başarılardan sonra boşa çıkacak gereksiz bir denemeyle adını tehlikeye atması düşünülemezdi. Ama Layard, yeni kazısı için tuğla kırıkları ve toprakla kaplı Koyuncuk Tepesini, Botta’nın boş yere bir yıl boyunca kazdığı ,bunun uğruna umutsuzluğa kapıldığı tepeyi seçmişti. Bu yalnızca dışardan gözüken mantıksızlık, Layard’ın tecrübesine güvenen bir araştırıcıdan daha fazlası olduğunu gösterirdi. Yani herhangi bir toprak yığınına baktığında içini kestirebileceği ve küçük ipuçlarını yakalayıp sonuca varabilmeyi öğrendiğini… 1849 sonbaharında Layard Koyuncuk Höyüğü’nde kazıya başladı ve Ninive’nin en büyük saraylarından birini buldu. Göz kamaştırıcı güzellikteki o dişi aslan kabartması Koyuncuk’taydı. Yerde sürüklenirken ön ayaklarını kaldırarak başını son ve büyük bir kükreme içinde kaldırmış aslan figürü öyle etkileyici bir anlatımdı ki; tartışmasız batının tarihlerinde tanıdığı en üst yapıtlarla yan yana konulabilirdi. Artık bu kent için bildiklerimiz Tevrat’ın lanet okuduğu kötü bir kent olarak kalmadı ve Layard’ın küreği altından Ninive, burada ortaya çıktı. Ninive artık bir tanrının değil , eski canlandırıcı gücünü yitirmiş birçok tanrının kentiydi. Assurbanipal döneminde burası en parlak çağını yaşadı ve Med kralının kenti kuşatması, geriye sadece yıkıntı bırakmasına kadar politika ,ekonomi, bilim ve kültür merkeziydi. Ninive’nin insanların hafızasında terörle egemenlik sürdüren bir kanlı hükümdarlar kentinden başka hiçbir iz kalmamıştı. Ninive; Asurluların büyük , acımasız bir kitlenin kentiydi. ' Layard’in küreğinden çıkan, otuz bin ciltlik kitap hazinesinden bir ozanın
Tanrılar Mezarlar ve BilginlerC. W. Ceram · Remzi Kitabevi · 2011146 okunma