… bu memleketteki isim değişikliklerine takılmıştı kafam. Niye hiçbir sokağın, caddenin, meydanın, köyün adı aynı kalmıyor, sürekli değiştiriliyordu acaba? Tarihten kaçmak için mi? Her şeye sıfırdan başlamak için mi?
İstanbul İstanbul’du işte. Zalim, tehlikeli ama bir o kadar da güzel. Profesör’ün söylediği gibi: “O hep sana ihanet eder ama sen yine de onu sevmeye devam edersin.” Behçet Kemal Çağlar bir şiirinde: “İstanbul’u sevmezse gönül, aşkı ne anlar?” diye soruyordu.
Biraz zaman kazanınca, serbest zamanını artırmak için daha fazla uğraşıyor insan. Canlanıyor. Hayattaki mecburiyetlerden kurtulma duygusu yaşadıkça, dolu dolu yaşama isteği artıyor.
Vıcık vıcık yüzeysellik yayan şu “kişisel gelişim” kitaplarının bağırıp durduğu “ istersen yaparsın!” sözü tam bir kandırmacaydı. İnsan ancak yapabileceğini isterdi, “istemek” kavramı, “dilemek”ten ve “hayallere dalmak”tan farklı bir şeydi. Bedelini göze almakla, gereğini yapmakla ilgili bir şeydi.