Şermin Yaşar’ın kalemi, Türk edebiyatında adeta "karşı komşunun açık kalmış kapısından içeri süzülen tanıdık bir çay kokusu" gibidir. Onun hikayelerinde büyük laflar, ağdalı cümleler ya da duyguları güzellemek için yapılmış edebi makyajlar bulamazsınız. O, hayatı ve insanı tam olarak olduğu gibi, en ham ve çıplak haliyle anlatır.Onun kahramanları uzaklarda arayacağımız kurgusal tipler değildir; bakkaldır, apartman görevlisidir, içten içe kırgın bir teyze ya da çocukluğumuzun o tozlu sokaklarındaki mahallelidir. Bir olay karşısında karakterine tam olarak "Bu duruma anca böyle cevap verilir" dedirten o eşsiz doğallık refleksini yerleştirir. Ne bir kelime eksik, ne bir kelime fazla...
Özetle; Şermin Yaşar yazmaz, adeta balkonda halı silgilerken ya da mutfakta ayaküstü konuşurken anlatır. Okuyucu ile yazar arasındaki mesafeyi tamamen sıfırlayan, insanı yormadan kalbinden yakalayan ve her kitabıyla bizi "evimize" geri döndüren muazzam bir mahalle sesidir. Tüm kitapları tavsiyedir...
Mehmed Rauf’un Türk edebiyatına kazandırdığı ve ilk psikolojik roman olma özelliği taşıyan Eylül’ü nihayet bitirdim. Kitap, hareketli bir olay örgüsünden ziyade, insan ruhunun derinliklerine, çıkmazlarına ve hislerin ağırlığına odaklanan muazzam bir analiz sunuyor.
Roman; Suat, Süreyya ve Necip üçgeninde gelişen, ancak bildiğimiz "yasak aşk" kalıplarının çok ötesine geçen bir hikayeyi anlatıyor. Süreyya’nın monotonluğundan ve hayat karşısındaki çocuksu heyecanlarından bunalan Suat ile onun tam zıttı bir derinliğe sahip olan Necip arasındaki çekim, kitabın merkezini oluşturuyor.
Ancak bu aşk, eylemlerle değil; bakışlarla, susuşlarla, müzikle ve içsel hesaplaşmalarla yaşanıyor. Mehmed Rauf, karakterlerin vicdan azaplarını ve toplumsal baskılar altındaki ezilişlerini o kadar başarılı aktarıyor ki, okuyucu olarak kendinizi bir aşk hikayesinden ziyade bir "bunalım ve sadakat" sorgulamasının içinde buluyorsunuz.
Benim romanda asıl beklediğim ve iz sürdüğüm şey; bakışlarda saklanan o yoğun hislerin ne zaman ortaya çıkacağı ve ne zaman iki insanın "ortak derdi" haline geleceğiydi. O yüzden çok severek ve huşu içinde okudum hiç bir olay örgüsü beklemeden . Kesinlikle tavsiyemdir.
1984, George Orwell’in bireyin totaliter bir sistem tarafından adım adım yok edilişini anlattığı zamansız bir başyapıttır. Roman, sadece bir siyasi eleştiri değil; insanın hafızasına, diline, duygularına ve en nihayetinde gerçeğin kendisine yapılan en ağır manipülasyonun dehşet verici bir anatomisidir.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,4bin okunma
İyi kitaplar okumak, geçmis yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir. Bu tatta bir kitap ben böyle bir hiciv daha önce ne gördüm ne duydummm Kesinlikle okunması gereken bir kitap
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,7bin okunma
İlk kez yarım bırakmaktan huzursuz olacağımı hissettiğim bir kitap... Evet kesinlikle doğru zaman ve psikolojide okunması gerekir. Sarmıyor... sarıyorrr... biryerlede bişeyler kaçıyor tam toparlıyorsun farklı bir moda giriyorsun... Ama kitabın en çok İtalik yazılan kısımları... Mektuplar beni bağladı... Kitabın özünü mektuplarda buldum..