Kelimeler...
Etrafım binlerce kelimeyle çevrili. Belki de milyonlarca.
Kelimeler kar taneleri gibi etrafımda uçuşuyor. Her biri
narin ve eşsiz, yere düşmeden avucumda eriyip gidiyor.
Içimde kocaman bir yığın hâlinde birikiyorlar.
Çok küçúkken -belki henüz birkaç aylıkken- kelimeleri,
bana ikram edilen tatlı bir içeceğe benzetir ve limonata gibi
içerdim. Sanki tatlarıni alırdım. Karmakarışık düşüncelerime
ve duygularıma anlam kazandırırlardı. Annemle babam beni
hep konuşmalarıyla sarıp sarmalardı. Sohbetler ve gevezelikler.
Kelimeler ve sesler. Babam bana şarkılar söyler, annem güc
veren kelimeler fisıldardı kulağıma.
Bana-veya benim hakkımda- söyledikleri her kelimeyi
öğrendim, sakladım ve hiç unutmadım. Hiçbirini.
Düşünce ve kelimelerin karmaşık işleyişini nasıl çözdüm
bilmiyorum ama bu kendiliğinden ve hizlica oldu. Iki yaşına
geldiğimde bütün anılarimda kelimeler ve bütün kelimelerin
de bir anlamı vardı.
Ama sadece kafamın içinde.. Şimdiye kadar tek kelime
konuşmadım. Neredeyse onbir yaşındayım.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Martı Jonathan bezginliğin, korkunun ve öfkenin bir martının ömrünü kısalttığını, bunları zihinden uzaklaştırdığında ise hoş ve uzun bir yaşam sürebileceğini de fark etmişti.
Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz:
Kuklacı Felek Usta, kuklalar da biz.
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bitti mi oyun, samdıktayız hepimiz
Ömer Hayyam