Kitabın sayfalarını karıştırırken
okuduğum bu cümle, ruhuma sirayet ederek bütün varlığımı esir altına aldı. İşte! O an, anladım ki,
" Tamam! Şimdi, okuyacağım kitabı buldum!" dedim, buruk bir sevinçle!...
Yorgo Seferis'in yıllar sonra iskeleyi gördüğü zaman zihnine dolan bu cümle, maziye gömdüğüm anılarımı ortaya serdi, birdenbire. Hissettiklerini en az onun kadar bütün benliğimde duyumsamış ve ortak bir bağ kurmuştum, bile!
Seneler önce çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği şimdi ise, başka bir aileye yuva olan evimizin önünden geçerken, parke döşeli kaldırım taşlarında maziye dair bir iz aramıştım, umutsuzca!...
Her gece arkası yarın izler gibi salgın haberlerinden uzak durmak için
bir şeyler arıyordum, zihnimi dağıtacak!
Yorgo Seferis, sosyal hayatın kısıtlandığı umutsuzluk ve aşırı duyarlılık dolu aylar ile geçen bir zamanda, girdi hayatıma. Aylardır benimle birlikte, yanımdaydı. Denize tutkun, sevdalı iki yürek oturduk, dalgaların karşısında. Şair zulmün getirdiği, savaş yıllarının katılığını ve çirkinliğini anlatırken, ben savaşlar olmadan da insanların birbirlerini yok ettiklerini!
Günlüğün sayfalarına siyasal çatışmaların baskısı altında yaşanılan hayatın değişiklikleri ve tükenişi yansır. İnsanların, kendi elleriyle yarattığı yıkım! Ve, tuzla buz olmuş parçalanmış evler! Kaybedilen canlar da, cabası!...
Hâlbuki yaşadığım çağ da farklı değil ki, aslında! Elimizde öyle savaş yıllarında ki gibi ateşli silahlar yok, belki! Ya da sokaklar arası, yıkıntı ve harabeler de yok!
Etrafa dağılmış üzeri kanla kaplı, cesetlere de rastlanılmıyor!
Ama biyolojik silah denilen bir virüs var, savaşmak zorunda kaldığımız! Bazıları vurdumduymaz, kaderci bir zihniyete sahip olsa da!...
Hem etrafta kanlı cesetler yerine, ceset dolu torbalar ile gömülü mezarlar var. Yakılan ve