Kız konuşurken Kemal'in tuhafına giden bir gül kokusu hissetmesi. Tuhaf çünkü bu modern görünümlü genç kız gülyağı sürünecek değil. Sadece adı gül. Yoksa adından yüzüne saçılmış bir güzellik mi bu kokuyu yayıyor. Hani böyle konuştukça hafif pembeleşen gamzeli yanaklarından.
Emeti Hanım: (Alınarak, başını duvarın üzerinden biraz daha uzatarak) Düşünürüm zahir... Yeğenimin oğlu Behçete geçenlerde böyle yapına pırlanta iğneli kuyruklunun biri çarpmış da oğlan üzüntüsünden kendini az kaldı bahçedeki dut ağacına asıyordu. Yazık değil mi? Yirmi ikisinde tosun gibi delikanlı.
Yaşanan her şey zamanla soluyordu. Öyle bir soluyordu ki belli belirsiz bir iz bırakıyordu arkasında. İnsan bu ize bakıyor ama yaşandığından emin olamıyordu.