Çocuklar gibi mutlu olmayı, ayrım yapmaksızın bütün canlılara sevgiyle yaklaşmayı, onların yaratıcılığına sahip olup iyi niyetiyle hayatı yorumlamayı, kısacası hayata bir çocuğun gözünden bakabilmenin ne denli mutluluk verici olduğunu öne sürenler için bu kitap; insanların, kendi izlenimlerinden yola çıkarak zihninde oluşturduğu “çocuk gibi olma” düşüncesini yıkıyor ve yaşanmışlıklar üzerinden bu düşünceyi gerçekçi bir hale bürüyor.
Bülbülü Öldürmek; savaş, açlık ve ekonomik buhranlar gibi hayatta kalmayı ciddi derecede zorlaştıran koşulları atlatmayı az da olsa başarmış ancak eşitlik kavramını yok sayan hatta böyle bir kavramın varlığından bile haberdar olmayan 1930’lar Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyinde geçiyor.
İncelediğimiz herhangi bir dönemin sosyal ve hukuksal haklarını kavramak istiyorsak sadece bu hakları belirten maddelere değil aynı zamanda dönemin insanlarının hayat şartlarına ve bu maddelerin oluşum sürecine de odaklanmamız gerekiyor, 1930’lar ABD’si dahil. Kitabın hemen hemen yarısının tekdüze, heyecan ve hüzün gibi duyguları doruklarında yaşatmayacak şekilde ele alınmasının sebebini yazarın tercihi olarak değil; Maycomb, Alabama halkının sıradan hayatının gün gün ve olabildiğince gerçekçi yansıması olarak düşünüyorum.
Eşitlik kavramına dönecek olursak,siyah-beyaz ayrımı hukuksal olarak eşitlense de ön yargı düzeyinde devam ediyor. Kitabın teması ve vermek istediği mesaj da bu kavram üzerinden veriliyor. Baş karakterimiz ve anlatıcımız Scout Finch, 8-10 yaşlarında, annesini bebekken kaybettiği için anne sevgisinden mahrum büyüyen ve bağnaz köy kadınlarına göre erkeksi davranışlar gösteren bir genç kız. Babası Atticus Finch ise hemen hemen bütün köy tarafından sevilen ve saygı duyulan bir avukat. İkisi de kendi hayat mücadelesini veriyor. Scout