Ah, nasıl mümkün şimdi seni unutmak!
Nasıl mümkün okumadan önceki hâle dönmek.
Oysa "Hangi hikâye başladığı yerde bitmemiş ki?" idi son cümlen...
Benim seninle olan hikayem başladığım yerde bitmedi. Seni okuyan benle önceki ben asla aynı yerde olamam...
Hiç, bir resmin sizi alıp geçmiş yıllara sürüklediği oldu mu? Bir albümü kurcalayıp fotoğraftaki yıllarda buldunuz mu kendinizi? O yılları anımsamaya, eksikleri, gidemediğiniz yerleri hayallerinizle doldurmaya kalktınız mı? Hiç, bir büyüğünüze benzettiler mi sizi? Onlardan aldığınız huylarınız oldu mu? Yaşamlarını merak ettiğiniz, hikayelerini öğrenmeye can attığınız atalarınız?
Nar Ağacı
Fotoğraflar eşliğinde tarihin tozlu sayfalarına yolculuk...
Öyle bir yolculuk ki Trabzon, Bakü, Tebriz, Taht-ı Süleyman, Isfahan, Şiraz, Yezd, Batum, Tiflis, İstanbul...
Her şehir başlı başına bir dünyaydı ve her kahraman o dünyanın yükünü sırtında taşıyan, dünyadan yaralı bir varlık.
Yalnızca insanlar mı, şehirler bile yaralı...
Kimden, hangi şehirden, hangi olaydan başlayacağımı o kadar bilmiyorum ki... Bir kitap bitirdim, binlerce kitabın yükü omuzlarımda sanki...
Ey aşk...
Mecnûn'u çöllere düşüren,
Ferhat'a dağları deldiren,
Aslı'ya "Aman Kerem, beni rüsva eyleme!" dedirten aşk...
Settarhan'ı diyarından eden,
Azam'ı başkasına yâr eden,
Zehra'yı bulduran,
İsmail'i öldüren,
Din, iman, ferman dinlemeyen aşk...
Kimi hayatlar vardır, ne kadar farklı yönlere giderlerse gitsinler birleşmektir kaderleri. Böyle bir yolculuk işte bu kitaptaki...
Uzun uzadıya olayları anlatmak, eseri özetlemek değil niyetim, bende uyandırdığı duyguları verip bu efsunlu yolculukla sizi başbaşa bırakmak... Ama uyarmadı demeyin, bir çıkan pişman bu yolculuğa, bir de çıkmayan. Zira öyle yollar aşıyorsunuz ki yalnızca yaşaması değil okuması bile