“...cüce geldi aklıma. Hani bacaksız olmaya değil, bacaksız olduğunu duymaya katlanamayan. Gerçi hepimiz öyleydik. Olduğumuz kişiden çok, onu başkalarının gözünden görmekten çekiniyorduk. Aynalar olmasa güzellik, başkaları olmasa iyilik mi kalır dünyada?”
“ ‘Yaklaş, daha çok yaklaş!’
Bunu görmek zorunda mıyım? Nefesim kesilerek biraz daha yaklaştım. Çocuğun gözlerine yakından baktım. Gözleri acıyla büyümüş. Gözlerinde kırmızı damarlar, patladı patlayacak. Fareye'nin gözleri çok büyük. Feraye'nin gözleri her şeyi görmüş. Çenesi sarı çiçekli yastığa gömülmüş.. Çiçekler artık sarı değil. Çiçekler dallarından bir bir düşüyor. Dünyanın bütün ağaçları teker teker kıracak birazdan dallarını. Bir çocuk acıyınca çünkü, her şey, herkes kırılmalı. İçimde bir bulantı, içimde bir bulantı..”