Doğa kılını bile kıpırdatmadan, kurallarını işleterek insanların ayak izlerini siliverir. Bakın Homeros aynı meseleye nasıl değiniyor: “Kış günlerinde kar tanecikleri lala lapa yağar. Rüzgâr dinmiştir ve kar, dağları, tepeleri, nilüfer çiçeklerinin boyattığı ovaları, ekilip biçilmiş tarlaları kaplayarak kesintisiz yağmaya devam eder ve köpürmekte olan denizin kıyılarına, koylarını inse de dalgalara çarparak usulca çözünür.” Nasıl durgun yaz mevsiminde bitkiler tapınakların saçaklarına, kalelerin kulelerine usul usul tırmanıyorsa, kar da her şeyi düzleyip doğanın koynunda sarıp sarmalar ve işte bu sayede, doğa insan sanatına üstün gelir.
İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek.
İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur. İşte tam da o dönemde, Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.