Hacı Ağa, Kör Baykuş ve Aylak Köpek’ten sonra okuduğum üçüncü Sadık Hidayet kitabı. Modern İran edebiyatının kurucularından olan Sadık Hidayet, bu kitabında her toplumda ve her dönemde görülebilecek “devrin adamı” tiplemesini çok başarılı bir şekilde tasvir ediyor. Öyle ki kitabı bitirdikten sonra okurun muhayyilesinde “beyaz sakallı, gür kaşlarının altında kurnazlık akan gözleri, başında şapkası, geniş pantolon ve yakalı gömleğiyle bir köşede oturan, kirli altın dişleri ile konuşurken etrafa tükürükler saçan bir zat” belirir. Eserde 1930 ve 1940’larda İran’daki sosyal, siyasal,ekonomik ve kültürel yapıyı eleştirel bir dille yansıtır Sadık Hidayet. Hacı Ağa (asıl adıyla Ebu Turab) eve alınacak yiyeceğin bile hesabını yapan hasis, siyasetçilerin peşinde koşan, altı karısını boşamış, dört karısının başını yemiş, halen yedi karısıyla yaşayan, “parayı hangi yolla bulursan bul mübahtır” diyen, korkunç ağrılar çekerken bile düzenbazlık peşinde koşan, yeri geldiğinde demokratik, yeri geldiğinde milliyetçi , yeri geldiğinde Hitler yanlısı olan, akla gelebilecek her türlü kurnazlığı yaparak çıkar sağlamaya çalışan, ailesinin tabiriyle “ yaşlı bir çakal”dır. Hacı Ağa’nın ameliyatında narkozun etkisiyle gördüğü halüsinasyonlar kitabın nükteli kısımları diyebilirim. Bunun yanında kitabın çevirmeni yazar, şair, akademisyen @okanalay ‘ın dipnotları okura büyük bir okuma kolaylığı sağlıyor. Dipnotlardaki İran tarihi ve kültürüne ait bilgiler, kişi, yer ve kavramlar metnin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.