Arayış içinde, tüm değerlerini yitirmiş bir adam : Bay C.
İnsan değerlerini nerede kazanır? Ailesinde.
İşte Bay C. değerlerini kaybediyor çünkü babasını sevmiyor, babası ahlaksız biri. O yüzden onun gibi olmak istemiyor. Onun kabul ettiği ne varsa reddediyor.
Hala çocukluğunun psikolojik travmasından çıkamamış malesef..
Tüm değerlerini kaybettiği için, yapacak bir şey de bulamıyor malesef. Bunu yazar şöyle anlatıyor: kimi insanlar makama kimi çocuğuna kimi ailesine kimi parasıma tutunur. Hayata tutunmak için mutlaka herkesin bir tutanağı vardır. Ancak aylağın bir tutanağı (tutamağı) yoktur ve O'nu aramaktadır. Onu bir kadında arıyor. Saf bir sevgi arıyor.
Aylak, toplumun değerlerini reddettiği için insanlarla ilişki kurmuyor. Gerekli görmüyor. İşimiz bitse de gitsek, veya zorunluluk olarak bakıyor her şeye. O yüzden yalnız. Hayatına aldığı kadınla iki kişilik bir toplumuz biz diyor. Ve diğerleri onun umrunda olmuyor.
Aylak, içki rakı içen birisi bunu neden yaptığını kaçmak olarak açıklıyor. İnsan korkularından belki de en çok kendinden kaçar. Bunu bizlere indirgersek, uyumak... Bizlerin yaptığı en güzel kaçma metodu. Peki kaçmak bir çözüm mü?
Günleri (kitap 1 yılı kapsıyor) aramakla geçiyor. Ama aradığı şeyi de bulamıyor. Saf sevgiyi..
Belki de aradığı şey sadece bir tutamak..
Tutunacak bir dalı olmalı insanın yoksa savrulur gider, diyor bir yerde.
Aylak bunu arıyor, ararken savrulup gidiyor. Çocukluğunun getirmiş olduğu psikolojik travmalarla kaybettiği belki de hiç var olmayan değerleriyle yaşamaya çalışıyor.
Belki de aylakın düzelebilmesi için değerlerini yeniden inşa etmesi gerek diye düşünüyorum. İnsanın bir boşlukta amaçsızca yaşamaması gerek. Yoksa kitapta da göreceğimiz üzere her gün diğerinin tekrarı olur. Buna da ne kadar yaşamak denir?
Sadece nesef
Arayış içinde, tüm değerlerini yitirmiş bir adam : Bay C.
İnsan değerlerini nerede kazanır? Ailesinde.
İşte Bay C. değerlerini kaybediyor çünkü babasını sevmiyor, babası ahlaksız biri. O yüzden onun gibi olmak istemiyor. Onun kabul ettiği ne varsa reddediyor.
Hala çocukluğunun psikolojik travmasından çıkamamış malesef..
Tüm değerlerini kaybettiği için, yapacak bir şey de bulamıyor malesef. Bunu yazar şöyle anlatıyor: kimi insanlar makama kimi çocuğuna kimi ailesine kimi parasıma tutunur. Hayata tutunmak için mutlaka herkesin bir tutanağı vardır. Ancak aylağın bir tutanağı (tutamağı) yoktur ve O'nu aramaktadır. Onu bir kadında arıyor. Saf bir sevgi arıyor.
Aylak, toplumun değerlerini reddettiği için insanlarla ilişki kurmuyor. Gerekli görmüyor. İşimiz bitse de gitsek, veya zorunluluk olarak bakıyor her şeye. O yüzden yalnız. Hayatına aldığı kadınla iki kişilik bir toplumuz biz diyor. Ve diğerleri onun umrunda olmuyor.
Aylak, içki rakı içen birisi bunu neden yaptığını kaçmak olarak açıklıyor. İnsan korkularından belki de en çok kendinden kaçar. Bunu bizlere indirgersek, uyumak... Bizlerin yaptığı en güzel kaçma metodu. Peki kaçmak bir çözüm mü?
Günleri (kitap 1 yılı kapsıyor) aramakla geçiyor. Ama aradığı şeyi de bulamıyor. Saf sevgiyi..
Belki de aradığı şey sadece bir tutamak..
Tutunacak bir dalı olmalı insanın yoksa savrulur gider, diyor bir yerde.
Aylak bunu arıyor, ararken savrulup gidiyor. Çocukluğunun getirmiş olduğu psikolojik travmalarla kaybettiği belki de hiç var olmayan değerleriyle yaşamaya çalışıyor.
Belki de aylakın düzelebilmesi için değerlerini yeniden inşa etmesi gerek diye düşünüyorum. İnsanın bir boşlukta amaçsızca yaşamaması gerek. Yoksa kitapta da göreceğimiz üzere her gün diğerinin tekrarı olur. Buna da ne kadar yaşamak denir?
Sadece nesef
Hayatımda bundan daha sıkıcı ve daha anlamsız bir kitap ne okudum ne duydum. İsminden de anlaşılacağı üzere bir davadan bahsediliyor kitapta ama sadece ismi dava. Ne suç belli, ne suçlayan belli, ne yargılama var ortada ne de belli bir olay akışı. Son satırına kadar dikkatle okudum, bir şeyler yaşansın diye bekledim iyi ya da kötü ama yaşanmadı. Bu düşünceler içerisinde okumaya devam ederken, ana karakterin pencereyi açıp dışarıda yağan karı görmesi karşısında hissettiği duyguları, bir katedrale gezmeye gitmesi ve orada yanan mum ışığının şiddetinin tasvirine maruz kaldım. Okudukça bu tasvirlere maruz kalmaya devam ettim sadece. Kısacası, ne keyif aldım okurken, ne de bir şey öğrendim. Belki de bu düşünceler benim iyi bir okur olmadığımdandır, bunu da göz ardı etmek istemiyorum. Keyifli okumalar.