YouTube kitap kanalımda Mecburiyet kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: ytbe.one/yf0me602lnY
Mecburiyet : Zorunluluk, yükümlülük anlamlarına gelen bir kelime. Peki bu kelime bizi neden bu kadar etkisi altına almak zorunda? Bir şeylere gerçekten de mecbur muyuz? Kitabın kapağındaki adamın o kaçınılmaz görevini yapması gerçekten de onun için kaçınılmaz bir yükümlülük mü?
Kabul edelim veya etmeyelim, hayatlarımızın şu anki işleyişine karar veren bazı kurumlar, adamlar, eserler ve yasalar var. Evraksız adım bile atamadığımız şu dünyada hayatımıza karar veren çeşitli daktilolar, bilgisayarlar ve kanunlar sayesinde yaşayabiliyoruz. Çünkü bizi buna mecbur hale getirdiler. İşin ironik yönü ise, bu sistemi oluşturanın da sistemi isteyenin de yine ta kendimiz olması... Sistemin işlemesi için paralarımızı döken biziz, vergilerimizi hiç şikayet etmeden veren biziz, vatani görevlerimiz uğruna ezilen, hayatları biten, ardında onlarca insan bırakanlar tam olarak da biziz işte. Bunun için de o hayatlarımız için karar veren daktilolarda kafamıza kafamıza vurulmasını çok iyi hak ediyoruz!
Neden savaşmayı bu kadar çekici buluyoruz? Etrafımızda, önümüzde, arkamızda, sağımızda ve solumuzda -yani kısacası her tarafımızda- sayısızca nimet ve sonsuzca güzellik, mutluluk, üzülmeye mecbur olmadığımız şu her şey var iken neden kan dökmeyi ve savaşmayı, para ve rütbe uğruna birbirimizi kırmayı yeğliyoruz? Milletlerin yıllardır cevap aradığı sevginin ve manevi dünyanın gücünün savaş ve diğer her türlü iğrenç şeye karşı savaşında sorduğu sorularda insanların bu güzelliklere karşı gerçekten de fazlasıyla kör olması yatıyor olabilir mi? İnsan yalnız yüreğiyle gerçekten görebiliyorsa neden gözlerimizi zevklendirmek uğruna savaş ve bunun türevleri olan şiddet