Belki de hafıza dedikleri bundan başka bir şey değildir, içerideki görüntülerin keskin kenarları, yani, görüntülerin kendisi değil ama içimizde görüntülerin yırtıcı biçimde çalkalanması, sanki onları birbirinden ayrılmalarını engelleyen zincirlerle birbirlerine sıkıca bağlanmışlar gibi, ama onları geren ve bir arada tutan sürtünmeler, tıpkı etinizi yiyen bir akbaba gibi ve o zaman da sizi kurtaracak bir tanrı ya da şeytan yoksa, işkence yıllar sürebilir.
Kendi kendime bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini söyledim, sadece bunu söylemeye çalıştım kendime, kazanmak, elbette, tabii, hayatı değiştirir, ama kaybetmek, kaybetmek her zaman olan şeydir, hiçbir şeyi değiştirmez, çünkü hep olan budur. Ama kaybetmek var kaybetmek var. Ve bu ya da başka bir şeyin, kaderin küçük bir hamleyle değişip değişmeyeceğini kim bilir, hatta böylesine ters bir durum için "küçücük bir hamle" denebilir mi denemez mi, bunu bile bilmeksizin, belki de uzun süre insanın tepesini attıracaktır bu, çünkü hiçbir zaman aynı değildir, hayır, bunun size anlatılan başka birinin hikâyesi olması ile bir cumartesi akşamı kanepede oturmuşken sizin başınıza gelmiş olması aynı şey değildir.
Çok tuhaf şey, düşünmek değil mi? Beyinden dudağa kadar mesafe uzun olduğu için değil, ama kimi zaman arada kilometreler var gibi gelir insana,bir cümle için aşılacak yol, sırtında çakıl dolu bir torbayla bir savaş bölgesinden geçmek gibi bir şey, öyle ki kesin ve sağlam da olsa, yüz kez evrilip çevrilmiş de olsa, düşünce sanki kum torbalarının arkasına sığınır gibi siper alır.
Belki de haklı olan Le Goff'tu, son zamanlarda insanlardan çok uzak kalmıştım, bu nedenle size yaklaşıp bu yalnızlığı bitiren ilk kişinin kim olduğuna aldırmazsınız, yeter ki her şey içinize işlesin ve tıpkı ruhunuz çevresiyle birleşsin diye özellikle kestiğiniz bir yapboz parçası gibi yerine otursun. İşte. Belki de bu, son yıllarda öğrendiğim en önemli şey: Bizi seven kişiyi sonunda biz de seviyoruz.