Biz (insanoğlu), yanıltıcı isimler verdiğimiz bazı niteliklerle kendimizi etiketledik. Sevgi, Nefret, Ha- yırseverlik, Merhamet, Cimrilik, Cömertlik vesaire... Yani, isimlere yanıltıcı anlamlar ekliyoruz demek istiyorum. Hepsi kendini tatmin ve memnun etme çeşitleri olmalarına rağmen, dikkatimizi gerçekten uzaklaştırmak isimleri onları gizliyor. Ayrıca, hiç orada bulunmaması gereken bir kelimeyi de sinsice sözlüğe soktuk. Fedakârlık. Var olmayan bir şeyi tanımlıyor. Fakat en kötüsü, insanın tüm eylemlerini emreden ve onu bunlara zorlayan Tek Dürtü'yü görmezden gelip hakkında hiç konuşmuyoruz. Her acil durumda ve ne pahasına olursa olsun, insanın kendi onayını güvenceye almasının kaçınılmaz gerekliliğini yani. Olduğumuz tüm şeyleri ona borçluyuz. O bizim nefesimiz, kalbimiz, kanımız. O bizim tek mahmuzumuz, kırbacımız, üvendiremiz. Son derece etkili tek gücümüz. Başkasına daha sahip değiliz. O olmadan yalnızca durağan şekiller, bedenler olurduk. Hiç kimse bir şey yapmazdı. İlerleme ol- madığından, dünya hareketsizce sadece dururdu. O muh- teşem gücün adı dudaklardan çıktığında şapkalarımızı çıkarıp saygıyla ayağa kalkmalıyız.