Sıradan bir hayat en iyisi. Onunla savaş, bununla mücadele et derken, sonunda hayatından oluyorsun. Mesela ben; zor bir hayatım oldu. Sevdiklerim birer birer öldüler, ama ben hâlâ hayattayım.
Şimdi siz evli bir çiftsiniz, ama onun resmi hâlâ duvarda! Orada kalsın bari! Neden olmasın? Biliyorum, ben de sizinle birlikteyim, sana zarar vermeksizin Lotte’nin kalbindeyim, onun kalbinde benim de bir yerim var, gerçi orada ben ikinci sıradayım, ama bu böyle kalsın istiyorum, buna mecburum.
İçeri girdiklerinde duvarda efendilerinin portresini gördüler; portre, tıpkı onu son gördükleri gibi, o mucizevi gençlik ve güzelliğiyle göz kamaştırıyordu. Yerde smokinli, kalbine bıçak saplanmış ölü bir adam yatıyordu. Adamın yüzü buruşuk, sarkık ve tiksinti vericiydi. Ancak yüzüklerine baktıktan sonra adamın kim olduğunu anlayabildiler.
…Dorian Gray ise bir kitaptan zehirlenmişti. Kötülüğü yalnızca kafasındaki güzellik idealini hayata geçirmenin bir yolu olarak gördüğü zamanlar oluyordu.
“Bu sevgi, duyu organlarıyla algılanan bir güzelliğe duyulan fiziksel bir hayranlık değildi ki duyu organları yorulunca tükensin. Bu sevgi, Michelangelo’nun, Montaigne’in, Winckelmann’ın, Shakespeare’in bizzat tanıklık ettiği türden bir sevgiydi.”