Düşüncemizi kendi haline bırakmalıyız, Keziban; değişecekse değişsin; değiştiğinin farkına varmadan değişsin... Hani samimilik, özdenlik deyip duruyorlar: hiç değişmiyen, hep bir örnek düşünen kimselerin özdenliğine inanamam; karşılarındakilerden, belki kendilerinden bile sakladıkları, kovmak istedikleri düşünceleri vardır.
Yorulmam, Keziban. Konuşmasam de gene durmuyorum ki! Öfkelerim içimde birer birer uyanıyor, kızdıklarım, yıllardan beri kızdıklarım karşımdaymış gibi çekişmeye, kavgaya başlıyorum. O daha çok yoruyor. Konuşalım, Keziban, konuşalım da dinleneyim..
Kendime varıncıya kadar her şeyi unutup büsbütün yalnız olmak, benliğimi yitirmiş de tabiatın o bilmeksizin yaratıcı kaygısızlığına ermişim gibi öyle tasasız, düşüncesiz, baktıklarımı görmeden, gördüklerime bakmadan yürümek belki daha hoşuma gidecekti. Ama savamazdım. Sükûttan bile sessiz, ışıktan bile gölgesiz bir hayalin elinden kaçılır mı? Bana çevremdeki ağaçlar, otlar, taşlar gibi olmadığımı, ne yapsa düşünmekten, o ağulu nimetten geçemiyecek bir insanoğlu olduğumu hatırlatmaktan başka bir suçu yoktu ki!.. Razı oldum kaderime, yasak mutluluklar ülkesinden gönlümü çevirdim..
Sanata sanattan başka bir erek gösterilmesine razı değiliz, ama: "Sanat sanat içindir" de diyemiyoruz: insanoğlunu anlatmak, yeni duygular, yeni düşünceler üzerinde çalışmak bizim için sanatın ta kendisi olmuş.