- Acıyorum ben size, dedi. Ne oluyor size böyle? İhtiyarlıyorsunuz; yaşlanmak demiyorum; yaşayıp yaşlanmakta utanılacak bir şey yoktur; ama içiniz, kafanız ihtiyarlıyor, o ayıp şeydir işte.
Ne yapalım? bu çağın kişisi, kalabalıklar kişisi değil, yalnızlıklar kişisidir, Bunu bir türlü anlamak istemiyorsunuz. Çevrenize bakıyorsunuz, yığınların kımıldadığını, kaynaştığını görüyorsunuz, devrimler görüyorsunuz, sanıyorsunuz ki çağımız kalabalıklar çağıdır, kardeşleşmeler çağıdır. Bütün o kıpırdamalar, kaynaşmalar, kardeşleşmeler kafaların içinde oluyor.
Kitapların uzaklaştığı, yabancılaştığı saatler vardır. En iyilerini, en sevdiklerinizi açın, sarmazlar sizi: anlattıklarına kendinizi bir türlü kaptıramazsınız, aradığınız sözleri, yalnızlığınızı avutacak sözleri birinde bulamazsınız. Bir insanın, size kendi sorularınızı aydınlatacak bir kardeşin ruhu diye elinize aldığınız kitap, bir de bakarsınız ki bir yığın cansız kâğıttan başka bir şey değildir; içlerinde gizlenen sesi duymaz, o kara yazılardan ürperirsiniz.