Modelinin için dışına çıkıyordu; bir an hastalanacağını düşündü. Hayatı boyunca hiç bu kadar büyük bir utanç hissetmemişti. Hiç bu kadar vicdansızca davranabileceğini düşünmemişti. Kendinin iyi bir çocuk olduğunu düşünüyordu ,ama arkadaşına karşı nasıl bu kadar korkakça davranabildiğini merak etti.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Keşfetmekte önemli olan keşfettiğin şeyin bulmaya değer olup olmağı. Bazı şeyler orada kendi hallerinde duruyor ve keşfedilmeyi bekliyor, Amerika gibi. Bazı şeyleri de keşfetmemek daha iyi, bir dolabın arkasındaki ölü fare gibi..
Ne kadar denesem de kaldıramıyorum gözkapaklarımı. Çünkü içimdeki korku bir türlü geçmiyor. Korku bir türlü geçmiyor. Çünkü biliyorum. Hatta herkes biliyor ki... Dünya bir kaza yeri.. Ve insan bir kazazede. Onun için de hayatı boyunca iyileşmek için yatacak yer arıyor kendine.
Hakan Günday
Tolstoy’un Hacı Murat’ını okurken kendimi bir tarih kitabının içinde değil, insanın en derin yaralarıyla yüzleştiğim bir hikâyenin ortasında buldum. Daha ilk sayfada anlatılan ezilmiş ama dimdik duran diken, kitabı kapattığımda da aklımdan çıkmadı. Çünkü o diken aslında Hacı Murat’tı, belki biraz da her insandı: hayata, acıya, ihanete rağmen ayakta kalmaya çalışan.
Hacı Murat’ın hikâyesi bende büyük bir ikilem uyandırdı. O bir kahraman mıydı, yoksa hain mi? Tolstoy buna net bir cevap vermiyor, belki de vermek istemiyor. Çünkü hayat o kadar keskin çizgilere sığmıyor. Ben okurken onun en çok “insan” oluşunu hissettim: ailesini özleyen bir baba, onurunu korumak isteyen bir adam, ama aynı zamanda yalnız ve çaresiz bir savaşçı.
Kafkasya betimlemeleri beni çok etkiledi. Dağlar, karlar, köyler… Hepsi öyle canlıydı ki, sanki satırların arasından dağ rüzgârını hissettim. Ama doğanın güzelliğiyle savaşın kanlı yüzü yan yana duruyordu; bu da bana hayatın hep böyle çelişkilerle dolu olduğunu düşündürdü.
Son sayfalarda içim burkuldu. Hacı Murat’ın ölümü, bana kahramanlık denen şeyin aslında bir zafer değil, ağır bir bedel olduğunu hatırlattı. Kitabı kapattığımda uzun süre sessiz kaldım. İçimde buruk bir saygı, derin bir hüzün ve Tolstoy’un sözcüklerine duyduğum hayranlık kaldı.
Hacı Murat benim için kısa ama unutulmaz bir okuma deneyimiydi. Beni düşündürdü, duygulandırdı ve en çok da insanın kader karşısındaki yalnızlığını hissettirdi.