Sık sık derin düşüncelere dalan bir kızdı; böyle zamanlarda karşısındakini unutarak kendi içine gömülüyor, biriyle konuşurken her insanın yaptığı bir şeyi, yani yüzündeki ifadeyi kontrol etmeyi bile bırakıyordu. Gözlerini yere dikiyor, yüzüne yerleşen ciddiyet ve masumiyet simgesi altdudağıyla bir süre öylece kalıyordu. Dalga dalga üstüne gelen duyguları sürekli olarak düşünceyle, akılla dengelemeye çalışan bir kızdı.
Ama hayatımızın, tıpkı bir roman gibi artık son şeklini aldığını hissettiğimiz günlerde, en mutlu ânımızın hangisi olduğunu benim şimdi yaptığım gibi hissedip seçebiliriz. Yaşadığımız bütün anlar içerisinde neden bu ânı seçtiğimizi açıklamak da, kendi hikayemizi bir roman gibi yeniden anlatmayı gerektirir elbette. Ama en mutlu ânı işaret ettiğimizde, onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelmeyeceğini, bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz. Bu acıyı dayanılabilir kılan tek şey, o altın andan kalma bir eşyaya sahip olmaktır. Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini, dokunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar.