Bugün gençler olarak en büyük yanılgılarımızdan biri, görünen ile hakiki olanı birbirine karıştırmamızdır. Parlak cümlelerin, etkileyici paylaşımların ve alkış toplayan sözlerin insanın iç dünyasını da aynı ölçüde yansıttığını zannediyoruz. Oysa çoğu zaman dışarıda kurulan cümleler, içeride yaşanan sessizliğin üstünü örten birer perdeye dönüşebiliyor. İnsanı asıl inşa eden şey, görünmeyen anlarda verdiği kararlardır. İşığın olmadığı yerde yönünü kaybetmeyen, yalnız kaldığında da kendini denetleyebilen bir kalp... Şahsiyet, alkışla değil vicdanla kurulur. İnsanı büyüten şey, başkalarının gördüğü hâli değil, Allah'ın bildiği hâlidir.
Sanki sarılacağımız hiç bir ip kalmamış. Sanki boyanacağımız hiç bir boya yok. Sanki daha yakın, en yakın olabilme imkanı için vücudumuzun alacağı hiç bir şekil, sanki alnımızı koyacağımız bir anlık temiz bir yeryüzü kalmamış.
Anne, beni nasıl doğurdun? Siz analar, dünyaya bir evlat getirirken düşünmez misiniz? Düşünmez misiniz insan nedir diye? İnsan kadar hassas bir cihaz var mı? Boşluklara uzatılmış bir anten gibi sinirleriyle, ağlayan bir surat gibi buruş buruş beyniyle, bir firkete ucuna dayanamayacak kadar ince bir insan ! Bu cihazı dünyaya nasıl getirirsiniz? Onu yeryüzüne ne cesaretle çıkarır ve yeryüzünün meseleleriyle nasıl da karşı karşıya bırakırsınız?