Benim ruhum, bayramlık yerine asılmış pembe elbisesiyle, uçuş uçuş saçlarıyla ilk defa çiçek gören bir kız çocuğuydu.
Gördüğü her güzelliği, elinde topladığı çiçekleri insanlara dağıtarak mutlu etmeye çalışan, tatlı yürekli, kocaman bir kalbe sahip o kız çocuğu bendim.
Verdiğim çiçeklerin insanları mutlu ettiğini düşünüyor, kendi kendime o mutluluğu kutsuyordum.
Ama o çiçekleri verdiğim insanların, içleri kötülükle dolu, memnuniyetsiz ve kirli niyetli olduklarını hiç anlayamamıştım.
Arkamdan konuşacaklarını, yüzüme gülerken kalbimle oynayıp sonra da “Zaten değersizdi” deyip bir köşeye atacaklarını bilmiyordum.
Oysa topladığım o ‘çiçek’, sadece güzel kokulu bir bitki değil, bin bir faydası olan bir hazineymiş.
Ben de bilmiyordum.
Kıymet, hak edene verilmeliymiş.
Ama ben, o güzel ruhumu, kirli ellerde harap ettim.
Ve olan yine bana oldu…
Herkes gitti.
Ben, kendimle baş başa kaldım.
Onların zehirli sözleriyle kendi kalbimi zehirledim.
Elimde çiçekler, üzerimde pembe elbisemle, karanlık bir kulvarda gözlerimi açtım.
Ve şimdi… orada öylece duruyorum.
Bir gün buradan çıkacağım ümidiyle.