Kitap gerçekten güzeldi. ama bir stephen king kitabı olarak yetersiz olduğunu söyleyebiliyirim. Ne çok korktum ne çok hüzünlendim ne de çok heyecanlandım kitapta. Tüm bu duyguları ortalama seviyede yaşatıyor kitap.
Kitapta her şey çok detaylı charlie’nin hayatı, babasının içmesi, diyaloglar,o, bu. Ama aksiyon kısmına gelince betimlemeyi atlıyor sanki. Ya da fazla zekice yaptı da ben mi anlayamıyorum dedirtti, sanki boşluklar vardı da kendim doldurmak zorunda kaldım zihnimde resimlendirirken. Özellikle saraya girip Elden’i aradıkları kısımda zihnimde her şeyin kocaman olması dışında bir şey canlandıramadı.
Onun dışında aşırı sıradan bir peri masalı okuyoruz. Karakter başka dünyayı keşfeder kötülükleri sonlandırır ve evine döner. Sırf eski masallardan alıntılar yaptın diye farklı olduğunu sanmışsın ama olmamış. Jackin büyüyen fasulye hikayesini daha ayrıntılı okuduğunuzu düşünün tek fark bu.
Yine de kitapla Radiş’le ve karakterlere bağ kurabildim. Çünkü charlie’yle kurdum ve o herkesle çok güzel bağlar kurdu. Fazla karakter olmasını ve hepsini de anlatmasını seviyorum kitapların, daha gerçekçi hissettiriyor.
Charlie’nin olaylara bakış açısını çok sağlıklı ve olgun buldum. Bay bodwitch’in kötü yanlarını da görebilmesi, Krallık üyelerini o gelmeden harekete geçemedikleri için azarlaması, onu daha gerçekçi kıldı bence.
Kitabı çok uzun sürede okudum çünkü fazla sardığını söyleyemem. Gerek dilinden olsun gerek meraksızlıktan ya da benim bu kitap için dönemimde değildim, bilmiyorum.
Ayrıca kitapta anlamadığım kısımlar oldu; Mesela gagamogu kuyuya geri sokan charlie’nin emri oldu prenses leah’ınki değil, neden? Annesinin köprüde öldüğünü hatırladı ve bi anda onda taşlar yerine oturdu ama bende oturmadı. Ya da bu gri neden hastalık nasıl bir lanet ve insanlar nasıl