İnsan, gelip geçici hevesleri olan, tutarsız bir varlıktır ve tıpkı satranç oyuncuları gibi hedefe ulaşmayı değil de hedefe giden yolları tercih eder. Ve kim bilir insanın ulaşmak için çabaladığı şey, hedef dediğimiz aslında yalnızca bu hedefe ulaşmak için yürümek yani sürekli bir harekette bulunmaktan ibarettir, yani
gidilen bu yol hayatın ta kendisidir.
Toz olmaktansa küle dönmeyi tercih ederim.
Olduğu yerde kalan mıymıntı bir gezegen olmaktansa, bütün atomları alev alev yanan bir göktaşı olmak isterim.
Jack London
....... işte
Dünya ve yaşantı her zaman Ruth ve Martin'ler yaratmak için çabalıyor. Kişiler, ülkeler, cinsiyetler değişiyor ama olaylar ve sonuçlar hep aynı "Hevessiz Hayatlar". Güzel inceleme,,,
O kadar yavan olacak ki Yaşar Kemal'in ardından İnce Memed'i tanıtmak.
Geçen yıl okuduğum, etkisinden uzun süredir çıkamadığım ve çıkacağımı da tahmin etmediğim bir eser İnce Memed. Böyle bir uygulamayı indirmişken birkaç cümle de ben kurmak isterim ona dair.
Neydi onu bu kadar sevdiren?.. Heybeti desen heybeti değil, boy yok bos yok... Bizden biri oluşu belki de. Yaşar Kemal onu muhteşem bir karakter olarak tasarlasaydı birçoğumuz kendimizden bir parça bulamayabilirdik onun fiziğinde ve karakterinde. En önemlisi de "güçlü"ye karşı zayıfın, "haksız"a karşı hakkın mücadelesi onunki. Boyun eğmeme, diz çökmeme... Ne der İnce Memed, bir İnce Memed gider bin İnce Memed gelir. Onun mücadelesi, inancı, sevdası yer etti yüreğimizde. İnandık onunla İnce Memedlerin tükenmeyeceğine.
Dördü birbirinden güzel denilebilecek dört kitap. Daha dört tane daha yazsaydı okunurdu. Boğmayan üslubu, samimi dili ile akıp gidiyor sayfalar. Okunması, okutulması, anlatılması temennisiyle...
İnce Memed' i İnce Memed yapan belki de yazarın 20'sinde başlayıp 60 yaşına kadar olan hayat serüvenidir. Bu sayede İnce Memed'in ve diğer karakterlerin hayat olgunluğuna sahip olmasıdır. Bu sayede herkesin iç dünyasına girip muhteşem bir eser ortaya çıkarmıştır. Teşekkürler incelemeniz için. 👏
Belki de. Gerçek Hayat işin içinde olmasaydı bu kadar gerçek bir kahraman doğmayabilirdi. Tıpkı Dostoyevski'nin kahramanlarını kendi dünyasından, bizzat kendisinden alması gibi.