Sinan Tamuçu

Sinan Tamuçu
@Stamucu007
Öğretmen
Bülent Ecevit Üniversitesi, Ereğli Eğitim Fakültesi, Türkçe Öğretmenliği
Mersin
46 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
Kartallar uçar mı bir harâbeden Köprülerden benim yârim geçer mi Sen neden bu kadar güzelsin, bilmem Taşırsın yeryüzüne ebedî tohumları Ben ise kuruyacak bir suyun mahkûmuyum Avuçlayıp öpüyorum kumları Bir karadelikten bakarken hayat Meydan okuyanlar kim bu serâba Söyle bana hindiba Sen nasıl bu kadar ceylan koşması Sen nasıl bu kadar yollar aşması Sen nasıl bu kadar güneşe meftun Sen nasıl bu kadar sahra çeşmesi Ben rüzgâr değilim, dokunmam çiçeklere Ben kara parmaklı insan değilim Kirpik uçlarımdan kayar yıldızlar Bilemezsin, hayal akşamlarında Renklerini kuşatan Damıtılmış gözyaşıdır ömrümün Ben boşluğa üfleyen cellat değilim Karayele verdim ayaklarımı Söyle bana, eceli kim tutar perçeminden Hangi ölü bilmez nereye gittiğini Sen miydin o mehpâre, o memnû, o dilruba Söyle bana hindiba Sen nasıl bu kadar bulut gülmesi
Alıntı
Reklam
Ne ekerseniz onu biçersiniz! Ne pişirirseniz onu yersiniz! Eğer gençliğin ruhunu, ekilmeyen bir tarla gibi kendi hâline bırakırsanız, orada ısırgan ve diken yetişir. Anne babaların, çocuklarının aklını ve kalbini güzel şeyler ekmeden bırakması, akla ve vicdana aykırıdır. Hatta böyle bir ihmal ahlâksızlıktır, cinayettir. Çocukların eğitilip eğitilmemesi yalnız anne babayla ilgili bir konu değildir. Aynı zamanda toplumu ve devleti de önemle ilgilendiren bir konudur. İstediğiniz kadar kusursuz anayasalar yapın, seçim hususunda halka istediğiniz kadar hak tanıyın. Eğer çocuklarınız olması gerektiği gibi yetişmezse, hayata bir hiç olarak atılırsa, parlamentolar ve bütün hukuk düzeni yerli yerinde olsa da sosyal hayat yine sorunlarla dolacaktır. Bu kuşaktan gelen memurlar vurdumduymaz, bakanlar ise siyasi cambaz olur. Milletvekilleri çıkar peşinde koşar. Okullar, yeni neslin kafasını ve kalbini kurutan, kavuran yerler hâline gelir. Basın, sokaklarda kendini satışa çıkaran allı pullu kadınlara döner. Aç veya tok halk kitleleri, kendilerine yabancı olan bir şeye ve kimselere karşı nefret ve kıskançlık duyguları beslemeye başlar.
Zenginler, fakirlerin kötü talihlerinden yüksek sesle şikayet etmelerini hiç sevmezler. Bu onlara arsız, rahatsız edici bir iş görünür. Fakirlik elbette ki rahatsız edicidir. Yoksa fakir fukaranın aç karnına inlemeleri, onların uykularını mı kaçırıyor dersiniz?
... "Haklısın, bu yaşa değin hep insanlar arasındaki düşmanlıklara tanık olarak yaşadım. Kendim de pek çok insana düşmanlık besledim. Özellikle yaşamım boyunca Çiruponlulardan nefret ettim. Daha küçücük bir çocukken oyuncak olarak elime tabanca, tüfek, bombardıman uçağı, ateş püskürten tanklar verdiler. Okula başlayınca tarih derslerinde yüzlerce yıldan bu yana insanların birbirlerini nasıl acımasızca öldürüp diri diri yaktıklarını, kazığa çaktıklarını öğrettiler. Dünyanın öteki yarıküresinde yaşayan insanların bizi öldürmek için fırsat beklediklerine, bu nedenle onlara karşı her zaman tetikte olmamız gerektiğine inandırdılar. Başka bir deyişle, yaşamak için, düşman sayılan insanları öldürmenin doğal olduğunu öğrettiler bize. Bunca yıl bu tür inançlarla yaşadım. Şimdi bir avuç çocuğun barış ve kardeşlik tutkularını nasıl benimseyebilirim?"
Sayfa 59·Kitabı okudu
Kimse hüzünlü olmasın Sırası değil hüznün daha Bir gün bir şehrin alanında Bir mermer yığınının gözlerine Omuzlarına düşerse bir çınar yaprağı Hüzünlensin yaşayanlar o zaman Sıradı değil hüznün daha Öylesine sıkılmış ki yumrukları İyice sıkılsın diye yumruklar Saklansın diye bir armağan gibi bu katılık Öylesine sıkılmış ki yumrukları Kimse hüzünlü olmasın Kimse hüzünlü olmasın diye Sırası değil hüznün daha Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret Unutulsun bu alışılmış duyarlık O kadar sade, o kadar kalabalık ki Unutulmaya değer onların insan gövdeleri Ve unutulmalı mutlaka Dolsunlar diye yüreklere Dolsunlar damarlara Ölü mü denir Ölü mü denir şimdi onlara? # Ölü Mü Denir? (Devamı)
Sayfa 57·Kitabı okudu