Akıllı bir adam kendine karşı acımasız değilse gururlu da olamaz. Bense sınırsız gururum yüzünden kendime hiç acımıyor, nefret edercesine küçümsüyor herkesin de bana öyle baktığını düşünüyordum...
İncelemeye değerli yönetmenimiz Zeki Demirkubuz’un çektiği bu kitaptan uyarlanmış “Yeraltı” filminden bir alıntı ile başlamak istedim. Çünkü kitabı çok güzel özetliyor.(kitaptan sonra filmi de izlemenizi öneririm bu arada)
“Dostoyevski sen ne yaptın, bu nasıl bir kitap!”
gerçekten kitap bitince, kitabı bir köşeye bıraktım kalbimin sıkışması bitince aynen bu sözleri söyledim. Evet kalbim sıkıştı Dostoyevski’nin karekterlerinden başka ne beklenebilirdiki... Hep diyorum Dostoyevski mutlu iken O-KUN-MAZ. Çünkü alır götürür o mutluluğu, yerine saf bir acı kalır. Dostoyevski’nin karakterlerini anlamak için adeta acı çekersiniz.
Yeraltı Adamı, o kadar güzel bir karekter olmuş ki; aslında hep rastladığımız o kendi kafasında, kendi düşüncelerinde yani kendi yeraltında hapis olmuş insanları ne güzel anlatmış bize. Çok gururludur ama zaten hep o yüzden acı çeker. Artık alışmıştır bu acıya zevk bile alıyordur artık acıdan yavaş yavaş mazoşistleşir. Kendini herkesten üstün görür ama bir sinek gibide ezilir. Çok bilinçlidir yaptığının yanlış olduğunu gayet iyi bilir ama gel gör ki yinede yapar onu. Mesela girdiği cinsel ilişkilerin ne kadar yanlış olduğunu gayet iyi bilir ama yalnızlığından sadece bu şekilde kurtulan biri için ne fark eder ki. Duygularını çok açık yaşar ve karşıdakinin de öyle olmasını ister. Kendi kendine içten içe nefret duyar, başkalarının da aynı gözle baktığını düşünür. İnsanları kendine düşman gördükten sonra sadistleşir.
Daha fazla bişey yazmak istemiyorum kitap bence bir şaheserdi. Kronolojik olarak Dostoyevski okuması yaptığım için kitap bana ağır gelmedi