Hissizleşme sürecinin içimde ne denli ilerlemiş olduğunun ilk kez o an bilincine vardım-şeyleri ayna gibi aksettirerek akıp giden bir suyun üzerinde hiçbir yere tutunmadan,kök salmadan kayıyordum ve bu soğukluğun ölü, cesede benzer bir şeyler barındırdığını çok iyi biliyordum; gerçi etrafım henüz çürümenin kokuşmuş soluğuyla sarılmamıştı ama yine de kurtuluşu olmayan bir katılaşma, felaket soğuk bir hissizlik gelip yerleşmişti, asıl bedensel ölümden, dışarıdan da görülebilen çöküşten önceki o ânı yaşıyordum.
''Istıraptan belin büküldüğünde,dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde ,yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün,düşün bir çocuğun uykudan uyanışını. ''