Ve varlikla yoklugun destani gibi, her şeyin bir gelip bir gittigi bu âlemde, hiçbir seyin mutlak mânada kaybolmadığına ve gitmis, gelen ve gelecek her seyin her birine mahsus bir hayati olduguna sahitlik etmektedir.
Daha önce Yahudilerin tarihi şartlar ve düşmanlarının kendilerine muameleleri sebebiyle parayı ve ilmi adeta bir silah olarak kullandıklarını ifade etmiştik. Şimdi bu hususu biraz daha açıklayalım.
Batı üniversitelerinde başta felsefe olmak üzere bütün sosyal ilimler sahası ve hassaten şarkiyata ait kürsüler, kamilen yahudi işgali altındadır. Onlar, ilmi ilim için yapmazlar. Bilgiyi, milletleri istedikleri yöne sevk edebilmek için bir silah olarak kullanırlar.
Diger taraftan ümmilik, Kur'ân hükümlerinin cihânsümullük kazanabilmesinin temel şartıdır
…Kur'ân-ı Kerim, getirmis oldugu mükellefiyetlerin bütün insanlara ulasabilmesi ve bütün insanlar tarafindan tatbikinin mümkün olmasi için bir bakima ümmilik seviyesini esas almistir. Yani Islâm'i anlayip yasayabilmek için sâde ve vasat bir insan olmak bile kâfidir. Yine bu sebepledir ki islâm, günlük ibadetlerin vakitlerini tâyinde Günes' in, aylik ve senelik ibadetlerin vakitlerini tâyinde ise Ay'in hareketlerini esas almistir.
Kurân-ı Kerim, ümmi insanlarin seviyesine inmis olmasina ragmen hiçbir zaman o hâl üzere kalmalarini da istememis, onlari ümmi-likten çikararak kitâbi bir ümmet kilmayi hedeflemistir. Nitekim Islâm, yepyeni bir medeniyet kurmus ve bunun esâsini da "el-Kitâb" diye isimlendirilen Kurân-ı Kerîm teskil etmistir.