- Kitabın hikâyesini beğendim. İsminden de anlaşıldığı gibi savaş yıllarını konu ediniyor. Yazar, sıcağıyla soğuğuyla 5 yılı bulan Dünya savaşını 67 sayfaya sığdırmış. Kısa, öz ve doyurucu olması bir yana psikolojik dili tam bir ustalıkla kullanan yazarımız, empati duygularımı da harekete geçirdi. Öyle ki, savaşta kaybettiğim koluma hâlâ oradaymış gibi kur yaparken buldum kendimi. Çeviriyi zayıf bulduğum konusunu da hikâyenin hatırına affettim böylece...
- Ben insanseverim, hayvan da severim. Fakat hayvanlık eden insanları ayrı bir yere koyuyorum. Bu tuhaf türün dilinden anlamadığım için konuşamıyorum.
Suhendan
- "İnsan dediğin boyacı önlüğüdür" derdi, dedem. Ne demek istediğini anlıyorum şimdilerde... Tıpkı boyacı önlüğü gibi, elini attığı her işten, muhatap olduğu her insandan, konuştuklarından ve sustuklarından muhakkak bir şeyler sıçrar üzerine. Zamanla renkten renge bulanır. Çöpü, kiri, pası da olur elbet. Ne zaman ki aynaya bakar, o vakit kendini bulur.
Mesele aynaya bakabilecek cesareti bulmak kendinde. Teslimiyetle tanışmadan, hürriyetle dost olunmuyor. Bir de unutmadan: eskiden boyacı önlükleri buharla temizlenirmiş. Buhar tuta tuta o renkler katıdan sıvıya doğru, temizlenebilir hâle gelirmiş. Bu bilgiyi edinince şunu düşündüm: İnsanın gönül aynası karardı. Bakmaya cesareti yok. Onu aynaya döndürecek bir er kişi lazım. O er kişinin maksadı insanı tutup aynaya döndürmek. Bak da gör hâlini demek. Esas mesele orada başlıyor işte: Aynayı tuttum yüzüme, Ali göründü gözüme...
Suhendan