ays

ays
@Supangle
Burası benim krallığım.
Bu insanlar bana verilmemişti, ben onlara doğma­mıştım. Onları yeryüzünde arayıp bulmam gerekmişti. On­lara doğru yürümem ve yanlarına varıp çemberlerine katıl­mam gerekmişti. Kabilemi bulmuştum. Öyle hissediyor­dum. Aile sanıldığı kadar tesadüfi bir şey değildi, kuradan çıkmıyordu, onu bulman veyahut oturup kendi ellerinle yapman gerekiyordu. Sırtüstü uzanıp gözlerimi kapadım. Dünyanın nispi ağırlığının azaldığı, daha kolay döndüğü yerdeyim. Burası benim krallığım. Burada biraz dinlenebilirim.
Reklam
Uysal bir temmuz akşamıydı. Yaz, alevli saatlerini yitirmiş, güneş bütün gün ortalığı kavurup, nihayet portakal rengi uslu bir topa dönüşerek ufuk çizgisinde eriyip gitmiş, arkasında mor fırça darbeleri bırakmıştı. İnsanın kendisini tastamam hissettiği herhalde böyle bir­ kaç an vardı hayatta. Öyle hep başı kesik tavuk gibi dolaş­mıyordun bir ömür dağ bayır. Bir an geliyor artık burada biraz dinlenebilirim diyordun. Büyük duyguların deli bir nehir gibi kayalardan aşağı akıp akıp sonunda denize dö­küldüğü bir yer vardı. Akış hızının azaldığı bir yer. Yeryüzü eğimini yitirdikçe nehrin suya doğru çatallanarak başka kollara ayrıldığı, taşıdığı ne varsa her şeyin dibe çöktüğü, bu çöküntünün su bitkileriyle sıkıca bir arada tutulup ve­rimli bir toprağa dönüştüğü bir an. Bir delta ovasına dönüş­tüğün yaşlar. Dalga ve gelgitlerin olmadığı yerler. Burası dünyanın nispi ağırlığının azaldığı, daha kolay döndüğü bir yerdi. Hayatı nihayet doğru okuduğun bir zaman. Ben her­ halde şu anda oradaydım.
Bir çocuğun sevmesi ne büyük, ne kapsayıcı bir şeymiş, ne eli bolmuş. Hiç takılmazmış hayatın tın vırı engellerine. Ba­hanesi, şartı şurtu, hesabı kitabı yokmuş. En çok bunu hatır­ladım. Mavi beni sevdikçe ben kendimi daha çok sevdim. Çocuk gibi sevdim. Annemi sever gibi sevdim kendimi. An­nem beni sever gibi sevdim. Yatıştım, avundum. Hayatımın en mutlu günlerini Mavi'nin çocukluğunda geçirdim.
Başlarda, en çok geceleri, bu dünyay­la öte dünyanın arasındaki sınırın yer yer şeffaflaştığı saat­lerde miadını doldurmuş birtakım buruk duygular yoklama­dı değil ama hepsi silinip gitti zamanla. Kök saldıkça alıştım, daha çok sevdim yerimi. Çok uzun zamandır sırtımda içi taş dolu bir çanta gibi taşıdığım yalnızlık hissi, yerini aynı yal­nızlığın kumaşından büyük bir ferahlığa bıraktı.
Ulaş'ın yatağına uzandığımda kendimi uzak bir ülkeye yeni bir yaşam kurmaya gitmiş bir genç kız gibi hissediyor­ dum. Heyecanlıydım, korkuyordum, mutluydum, bir an se­vinçten ağlayacak gibiydim, hemen arkasından dev bir öz­lem duygusuyla burnum sızlıyordu.
Reklam