insan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için çıkması gerekiyordu.hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında;tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar, hayatın gör deme biçimiydi. ama çoğunluk görmezden gelmeyi tercih ediyordu, hayatın akıntısının içinde kaybolup gidiyordu ya da büyük bir kayaya çarpıp parçalanıyordu.
"geçmişime, geleceğime, hayatımın bütün zamanlarına bakıyorum ve zamanın bir erozyon olduğunu düşünüyorum. zaman üstümüzden geçiyor, bizi ve her şeyi incecik rendeliyor, her şeyi toza dönüştürüyor.”
Tanrı'ya inanmadığım zamanlar geride kadı. Bugün ona
inanıyorum. Ama onu sevmiyorum.
Neden Z'nin annesinin böyle oturmasına izin veriyor? O
ne yaptı ki? Oğlunun işlediği suçtan sorumlu tutulabilir mi?
Oğlu lanetlerken, neden anneyi cezalandırıyor?
Hayır, Tanrı adil değil.
İhmal edilmiş ve şık kadınlar, sorumluluklara gebe kalamayacakları
felaketlerden haz alıyorlardı.
Başka insanların talihsizlikleriyle yatağa giriyor ve yapay
acıma hissiyle kendilerini tatınin ediyorlardı.
Böyle yağmaya devam ederse," diye küfretti çavuş,
"başımıza çok güzel bir tufan gelir!"
Ve yeniden hatırladım: Yağmur dinip tufanın suları geri
çekildiğinde, Tanrı dedi ki: "Bundan böyle insanlar yüzünden
yeryüzünü cezalandırmayacağını."
Ve yine kendime soruyorum: Tanrı sözünü tuttu mu?