Sen yaşama sevincini “ekonomik koşullarını”,
bir “makine”yi sevmekle karıştırıyorsun; insanların
kurtuluşunu, devletin büyüklüğü ile; özveri arzusunu,
partinin aptalca “sıkıdüzeni” ile; kitlelerin yükselişini,
askeri bir törenle; aşkın özgürlüğe kavuşmasını,
Almanya’yı işgal ettiğinde eline geçen her
kadının ırzına geçmekle; yoksulluğun ortadan kalkmasını,
yoksulları, zayıfları ve eli kolu bağlı insanları
yok etmekle; eğitimi, “vatanseverler okulu” ile;
doğumun denetimini, “dünyaya on çocuk getirmiş
anne’ye verilen madalya ile karıştırıyorsun. Kendi
kafandan çıkan bu “on çocuklu anne” fikrinin kurbanı
değil misin?