Yazarın olgunlaştığı döneme denk gelen zamanlarda yazdığı İskender’i tam olarak beş saat önce bitimdim. Elif Şafak'ın diğer üç kitabını da okuduğum içindir belki de onun yazma tarzını, kurgulama çeşitlerini iyiyle kötüsüyle tanırım. O yüzden içime güvenerek bunları yazmakta bir sıkıntı görmüyorum.
Kitabın ana kurgusu belki de Türk yazarlar tarafından sayısız kere işlenen göçmen ailesi hikayesi ve onların orada aileleriyle birlikte yozlaşmaları. Bu konu üzerine bu kadar yazılıp çizilmesine veremediğim kafa karışıklığı bu kitaptaki diğer yanlarda da gördüm. Her zaman ki gibi bu asile oradan fazla tutunamıyor, aile paramparça oluyor. Şafak, bana kalırsa yurtdışına göçen insanları bu sefer farklı olmak için gerçeklerle de destekleyerek kaliteli bir yaşam sürmesini sağlamalıydı. Tabi yazarın, asla ama asla kurgusunu benim fikrime dayanarak değiştireceği hayal bile edilemez ama benim yorumum bu.
Dilin çeşitli imge ve mesajlardan uzak, çakıl taşları edasıyla her büyüklük ve renkte kullanılması bence yazarın öz tarzını gösterir. Dilinin içine her kelimeye yer olduğu için yazarın kelimelere saplanıp tekrar ettiği bir yer dahi görmedim. Bunun yanı sıra o renkli ve farklı kelimelerin arasına bilindik marka adlarını sıkıştırması da yazarın bir kusurudur ama benim tek merakım bu kusurun kasıtlı yapılıp yapılmadığıdır. Sonuçta dünya platformunda yazan bir insan ve markalara laf çarparak okuyucularının her birinde bir çeşit marka sempatisi kazanabilir.
Elif Şafak'ın içinde yaşadığı çeşitli fikir ve ideoloji tartışmalarının kitapta yansımalarını görmek gayet açıktır. Tabi yazarın bu tutumundan rahatsız olmadım ancak bu onun kitabında bir eksiklik duygusu uyandırıyor. Doğu eyaletlerinin cahil aile yapılarının çatışmasının işlendiği bu kitabı sevmedim.