Lorenza Sorel

Lorenza Sorel
@SurLorenza
Hepiniz Veya Hepimiz Öldürürüz
Puan vermedi·152 syf.··
2021 10. kitabı
Kedilere dair bildiklerimiz kalıplaşmış şeylerden ibaret olurlar. Acıklı aslında bu çünkü tüm türü birkaç klişe eşliğinde sevip kendimizi tatmin etmek ancak varlığa hakaret olurdu. Sözüm yanlış anlaşılmasın, hayvan hakları savunucusu da değilim animist de. Sadece hayatımda ilk kez kedilere dair bu kadar incelikle işlenmiş bir kitap okudum ve onun heyecanıyla size kedileri az tanıdığımızı hatırlatmak istiyorum. Öncelikle kitap bilimsel bir kaynak olarak değil yazarın hayatına girmiş kedilerin kişiliğini ve davranışlarını anlatmasını içeriyor. Bir yandan yazarın kedilere olan düşüncesini bir yandan da kedilerin hayatlarını nasıl yaşadığını öğrenmiş oluyoruz. Temel biyoloji bilgisi olanlar dahi bilir ki kediler memeli ailesine aittir ve diğer memeliler gibi onlar da gelişkin bir sinir sistemi ve beyne sahiptir. Tabi her türün karakteristik özellikleri olduğu kadar kedilerin de onlara özgü olan özellikleri vardır. Mesela kediler sahiplerini şahsen partner olarak görür, ilişkilerinde hangi konumda olduklarına dikkat ederler. Varsa bir kediniz, eve getirilen bir başka kedi onun rakibi de olur dostu da, hatta annesi veya babası. Lessing, kedilerin genelleştirilmesine karşı çıkıyor, her bir kedinin insanlar denli farklı olduklarını ve kediler şöyle kediler böyle tarzındaki tanımlardan uzak duruyor. Evinde yavrularına baktığı, beslediği kedilerin kişiliklerini dikkatle gözleyip adeta teatral bir üslupla aktarıyor. Eğer kedilere zaafı olan ama onları bazen anlamsız buluyorsanız kitap size fikir verebilir. Kitap diğer yandan acıtan gerçekleri gözden çıkarmıyor. Kediler, modern şehirlerde doğal demografik yapılarını sürekli yenilemek zorunda kalan hayvanlar. Normal habitatında kedi yavruları bazen avlanır ve kedi nüfusu stabil bir değerde kalır fakat daralan ve nüfusu sadece
Edebiyat
Kedilere DairDoris Lessing · Metis Yayınları · 2017159 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
5/10
·480 syf.··
2021 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Eylül 2021 22:06
Elif Şafak okumak kolaydır, kavranması güç cümleler yoktur. Yazarın daha önceki kitaplarını da okuduğum için nasıl bir tarza ve içeriğe sahip olduğunu çoktan anladım. Biraz size bu kıt anlayışımı paylaşmak istiyorum. Ustam Ve Ben, Osmanlı İmparatorluğu'nun en parlak dönemi sayılan 16. Yüzyılda geçiyor ve Sultan Süleyman kitaptaki tarihi karakterlerden biri. Bunların yanında Hürrem, Mihrimah Sultan, Mimar Sinan da eklenebilir ama yazarın üzerine en yoğunlaştığı karakter Filbaz Cihan. Filbaz kelimesi lügatta var mıdır bilmem. Cihan üzerinde kurgulanan kitapta bu karakter bana gerçekçi gelmedi. Yazarlar karakterlerini doğururlar, şekil verirler ve biz bu şekle bakarak yazarı o karakterle değerlendirmeye alırız. Bakınız Dostoyevski - Raskolnikov ikilisi. Şafak bu noktada büyük bir hata yaparak Cihan'ı gereğinden her zaman daha iyi niyetli, aşırı zeki, muhteşem anlayışlı göstermeye çalışmış. Tamamen sahtecilik akıyordu karakter üzerinden. Bir insanın yüzde yüz kusursuz olduğu bir dünya yok ki, ancak ütopyalarda böyle mucizeler olur. Bir diğer husus ise yazarın aşure kazanı misali yazmasıydı. Kitabı okurken içerik ve isim olarak çok çeşitli olduğunu hemen fark ediyorsunuz ancak bu çeşitler hiçbir zaman derinliklerine kadar işlenmeden sığ bir halde kalıyor. Örneğin, Hürrem bir iki sahnede var, asla neden romanda olduğunu şöyle sağlam nedenlerle kavrayamıyoruz. Daha buna benzer onlarca isim, olgu öylece geçip gidiyor. Oysa başka bir yazar ya çeşit sayısını azaltırdı ya da bu kadar çeşidi incelikle işlerdi. Şafak burada yetersiz bana kalırsa. Son olarak kitabın üslubuna değineceğim. Oldum olası Elif Şafak okuyucuya lezzetli gelen bir anlatıma sahip olmuştur. Her kitabının başka bir konusu olsa da tarzı hep aynıdır. Kelimeler bazen eski Türkçeden seçilir, bazen felsefeden ama
Roman
Ustam ve BenElif Şafak · Doğan Kitap · 201314,3bin okunma
İçim Üşüyor Alyoşa
Puan vermedi·1025 syf.··
2019 2. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2019 16:48
Kitabın önsözünde belirtildiği üzere gerçekten de Fyodor Pavloviç Karamazov, bu kitabın içindeki en adi duygulara sahip karakteri olarak toplumun bir çeşit baş belası sayılır. Bu bela kısmına bir de soytarılığı dahi yapan kişiliğini eklersek onun zayıf karakterinin iç yüzünü öğrenmekle beraber toplumda ona benzer kişiliklerin aynasına da bakarız. Onun kötü olduğuna da iyi olduğuna da inanmıyorum; onda ilgi için yapılan kötülük ve iyiliklerin karışımından oluşan belirsiz bir hayalete benzer kişilik var. Çocuklarına nefret duymaz ama arayıp da sormaz. Bire bir kötülüğe karışmaz ama şöhretin kötü kapılarını da çalmadan edemez. Ailenin en küçük erkeği Alyoşa, babasının belirsizliğinin aksine hangi cevherden olduğunu belli eden bir parıltıya sahiptir ancak son zamanlarda büyük abisinin yanında olması onu yolundan saptırabilir. İnsanların bazen de doğuştan mistik inanca sahip olduğuna bir kanıt olarak doğmuş olan bu karakterin yalnızca gurur ve temiz ahlak dışında bir özelliğini göremiyoruz. Belki de ilerleyen zamanlarda daha farklı taraflarını fark edince şaşırabiliriz. Romanın genel yapısı üzerine konuşursam üstünde durulması gereken ilk konu bana kalırsa dönemin ateşli tartışma konusu olmuş sosyalizm olmalıdır. Bu konuya yabancı olan taraf ile bu konunun muhatabı Avrupa'da eğitim görmüş enteller arasında sık sık anlaşmazlıklar vardır. Muhafazakar taraf Kilise'nin hukuk ve adalet üstünlüğüne inanıp toplumun hukuk ve adalet yönünden gelişimini Kilise ‘ye bırakmayı düşünürken Avrupalı sayılan okumuşlar bu fikrin son derece saçma daha fazla olarak da gerici bir yaklaşım olarak değerlendirir. Demem o ki, kesimler arasındaki bu görüş ayrılıkları şimdilik karakterler arasında engel yaratırken ilerleyen bölümlerde ne olacağını bilemem. Yukarıda da ancak okuduktan sonra fikir
Roman
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,2bin okunma
Erkekler Daha Arsız
Puan vermedi·448 syf.··
2021 8. kitabı
Yazarın olgunlaştığı döneme denk gelen zamanlarda yazdığı İskender’i tam olarak beş saat önce bitimdim. Elif Şafak'ın diğer üç kitabını da okuduğum içindir belki de onun yazma tarzını, kurgulama çeşitlerini iyiyle kötüsüyle tanırım. O yüzden içime güvenerek bunları yazmakta bir sıkıntı görmüyorum. Kitabın ana kurgusu belki de Türk yazarlar tarafından sayısız kere işlenen göçmen ailesi hikayesi ve onların orada aileleriyle birlikte yozlaşmaları. Bu konu üzerine bu kadar yazılıp çizilmesine veremediğim kafa karışıklığı bu kitaptaki diğer yanlarda da gördüm. Her zaman ki gibi bu asile oradan fazla tutunamıyor, aile paramparça oluyor. Şafak, bana kalırsa yurtdışına göçen insanları bu sefer farklı olmak için gerçeklerle de destekleyerek kaliteli bir yaşam sürmesini sağlamalıydı. Tabi yazarın, asla ama asla kurgusunu benim fikrime dayanarak değiştireceği hayal bile edilemez ama benim yorumum bu. Dilin çeşitli imge ve mesajlardan uzak, çakıl taşları edasıyla her büyüklük ve renkte kullanılması bence yazarın öz tarzını gösterir. Dilinin içine her kelimeye yer olduğu için yazarın kelimelere saplanıp tekrar ettiği bir yer dahi görmedim. Bunun yanı sıra o renkli ve farklı kelimelerin arasına bilindik marka adlarını sıkıştırması da yazarın bir kusurudur ama benim tek merakım bu kusurun kasıtlı yapılıp yapılmadığıdır. Sonuçta dünya platformunda yazan bir insan ve markalara laf çarparak okuyucularının her birinde bir çeşit marka sempatisi kazanabilir. Elif Şafak'ın içinde yaşadığı çeşitli fikir ve ideoloji tartışmalarının kitapta yansımalarını görmek gayet açıktır. Tabi yazarın bu tutumundan rahatsız olmadım ancak bu onun kitabında bir eksiklik duygusu uyandırıyor. Doğu eyaletlerinin cahil aile yapılarının çatışmasının işlendiği bu kitabı sevmedim.
İskenderElif Şafak · Doğan Kitap · 202421,3bin okunma
Bir Bataklıktır Savaş
Puan vermedi·434 syf.··
2021 7. kitabı
Savaşın birebir tanığı ve bazı yerlerde öznesi de olmuş yazarın bunu kitabında farklı olma çabasından uzak durarak aktarışı da natürel yazarlığına işaret etmekte, bundan başka bir de dolambaçsız bir gerçeklikle de göstermektedir. Okuduklarımızın verdiği göstergelerle kurgunun devamını, işleyiş tarzını tahmin ederek kendi içimizde de bir kurgu yaratırız ama Silahlara Veda'da ise bu durumu yaşandığını söyleyemem. Zira yazar bir göstergenin (savaş) klasik devamlılığını vermek yerine kendi öz kurgusuyla satırları doldurmaya devam ediyor. Savaş göstergesi kahramanlığın yegane kaynağı değil bu kitapta; savaşmak isteyenlerin savaşmak istemeyenleri savaşa zorladığı bir kitap bu. Tabi bu anlayışın savaş fanatiği olmasa da desteğini vermekten esirgemeyen bir doktor ağzından verilmesi de bir bakıma ironi sayılabilir. Dilin hakim estetik çerçevenin sınırlarından çıkarak kendini çizmesinden daha önceki paragrafta yazmıştım ama beni ilgilendiren bir diğer nokta değişen teknolojiyle birlikte dildeki değişimin de yazarın tarzını oluşturmasıydı. Zaten kitabımız II. Dünya Savaşı sırasında İtalyanlarla birlikte geçiyor ve eski eserlerin aksine modern insanların kullandığı bir dili vardır. Bu belki estetik mumuyla aydınlanan sanatseverleri rahatsız etmiştir, bunu bilmiyorum. Bildiğim ise Hemingway'in bir ışık kaynağı varsa o da kısıtlı ve mülkiyeti mümkün bir mum değil de sonsuz ve mülkü edilmeyen güneş olacağıdır. Gerçek yaşamda tatmadığım şehvetin arkasından yine gerçek hayatta yaşamadığım yakınını ölümüne karşı duyulan hissi de yaşayarak bu satırlarda geziyorum. Savaşın insan psikolojisindeki tahrip edici yanını gördüğümüz bu kitapta savaş destekçisi karakterin başına gelen sayısız dostun kaybına bir de hamile sevgilisinin ölümü de eklenmişti. Çarpıcı demekle eksik kalacağım duygular
Silahlara VedaErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 20257,9bin okunma