Elif Şafak okumak kolaydır, kavranması güç cümleler yoktur. Yazarın daha önceki kitaplarını da okuduğum için nasıl bir tarza ve içeriğe sahip olduğunu çoktan anladım. Biraz size bu kıt anlayışımı paylaşmak istiyorum.
Ustam Ve Ben, Osmanlı İmparatorluğu'nun en parlak dönemi sayılan 16. Yüzyılda geçiyor ve Sultan Süleyman kitaptaki tarihi karakterlerden biri. Bunların yanında Hürrem, Mihrimah Sultan, Mimar Sinan da eklenebilir ama yazarın üzerine en yoğunlaştığı karakter Filbaz Cihan. Filbaz kelimesi lügatta var mıdır bilmem. Cihan üzerinde kurgulanan kitapta bu karakter bana gerçekçi gelmedi. Yazarlar karakterlerini doğururlar, şekil verirler ve biz bu şekle bakarak yazarı o karakterle değerlendirmeye alırız. Bakınız Dostoyevski - Raskolnikov ikilisi. Şafak bu noktada büyük bir hata yaparak Cihan'ı gereğinden her zaman daha iyi niyetli, aşırı zeki, muhteşem anlayışlı göstermeye çalışmış. Tamamen sahtecilik akıyordu karakter üzerinden. Bir insanın yüzde yüz kusursuz olduğu bir dünya yok ki, ancak ütopyalarda böyle mucizeler olur.
Bir diğer husus ise yazarın aşure kazanı misali yazmasıydı. Kitabı okurken içerik ve isim olarak çok çeşitli olduğunu hemen fark ediyorsunuz ancak bu çeşitler hiçbir zaman derinliklerine kadar işlenmeden sığ bir halde kalıyor. Örneğin, Hürrem bir iki sahnede var, asla neden romanda olduğunu şöyle sağlam nedenlerle kavrayamıyoruz. Daha buna benzer onlarca isim, olgu öylece geçip gidiyor. Oysa başka bir yazar ya çeşit sayısını azaltırdı ya da bu kadar çeşidi incelikle işlerdi. Şafak burada yetersiz bana kalırsa.
Son olarak kitabın üslubuna değineceğim. Oldum olası Elif Şafak okuyucuya lezzetli gelen bir anlatıma sahip olmuştur. Her kitabının başka bir konusu olsa da tarzı hep aynıdır. Kelimeler bazen eski Türkçeden seçilir, bazen felsefeden ama