“Ait olmadığı büyülü bir dünyada yürüyen bir kadın gibiydim. Bu kadının canının istediğini yapma, istemediğini yapmama özgürlüğü vardı. Ender rastlanan o kimseye bağlı olmama, her şeyden vazgeçme, çevredeki dünyayla bütün ilişkilerini kesme, tamamen bağımsız olma ve bağımsızlığının hakkını vererek yaşama; bir erkeğe, bir evliliğe, ya da aşka bağlanmadan özgür olma; tüm kural ve yasaların sınırlandırmasından kopma hazzını yaşıyordu bu kadın.”
İlk Psikolojik roman denemesi olduğu için okumak istedim. Yazar sade ve akıcı bir dil kullanmış bu yönü de klişe bir film senaryosuna benziyordu açıkçası. Kitapta kadının kıskançlığı üzerinde duruluyor, aynı zaman da kıskançlık yüzünden nelerin yapılacabileceği… fakat adamın başka bir kadınla olması, işini kaybetmesi vb. Durumlar sanki kadının oyunları gibi gösterilmiş tuhaftı. Kadının kıskançlığını değil de kadının eksik hissettiği diğer duygular ve adamın sürekli başka kadınlara yönelme isteğine bağlı bir yol izlenseymiş keşke. İlk psikolojik roman denemesi olduğu için okunabilir ama pek beğenmedim ben.