Resûlullah Efendimiz, Hira’ya devam ettiği sıralarda Hz. Hatice validemiz de ona yiyecek taşırdı. Bu sırada bir gün Cebrail as. gelerek,
“ Yâ Resûlallah! İşte, şu uzaktan sana doğru gelen, Hatice’dir. Yanında, içinde yemek bulunan bir kab var. Yanına geldiği zaman, ona Rabbinden ve benden selam söyle! Cennette inciden yapılmış bir sarayın kendisine verileceğini müjdele ki onun içinde ne gürültü patırtı vardır, ne de çalışmak çabalamak!” dedi.
Karabibik koynundan bir ufak çıkın çıkardı. İçinden on kadar taze kahve tanesi aldı. Bunları ufacık bir el tavasının içine koydu. Tavayı ateşe tutup silke silke kahve tanelerini savurmaya başladı. Odanın içinde hafif bir kahve kokusu yayıldı. Taneler biraz kavrulunca bunları kaba, küçük bir el değirmeninde çekti. Bu iri taneli kahveyi bir teneke cezve içinde sade olarak pişirip kalın bir sigaranın dumanları arasında löpür löpür içti.